• Gündem
  • Spor
  • Siyaset
  • Ekonomi
  • Magazin
  • Aktüel
  • Yaşam
  • Asayiş
  • Video
  • İlçeler
  • 3.Sayfa
  • Medya
  • Sağlık
  • Eğitim
  • Kültür-Sanat
  • Turizm-Tarih
  • Borsa
  • Teknoloji
  • Resmi İlanlar
  • Seri İlanlar
  • Sosyal İlanlar
  • Urfa Rehberi
  • Oteller
  • Restoranlar
  • Kültürel Etkinlikler
  • Sinema
  • Tiyatro
  • Konserler
  • Sergiler
  • Nöbetçi Eczaneler
  • Linkler
 
  
ÖMER AYAYDIN  -  KÖŞELİ JETON
Demokrasi ile Aldatmak
        
  

Kaba tabiriyle “halkın kendi kendini yönetmesi” olarak bilinen demokratik yönetim, dünyadaki en yaygın yönetim şeklidir. 

Doğrudan demokrasinin temellerinde bir boşluk vardır ki; bu yönetim şeklinin bir ayağının yere basmasını engellemektedir.  Yönetimi, prensipte halkın seçtiği yöneticilerin yine halkı yönetmesi mantığına dayandırılsa da, aslında “bir kesimin ya da çoğunluğun yöneticisini” seçtiği genelleme ile yürütülmektedir. Buna göre; genelleme yapılan bir devlet yönetimde, çoğunluğun oluşturduğu grubu (partiyi) iktidar sahibi yaparak kendileriyle birlikte tüm vatandaşlara aynı hak ve imtiyazların sunulması realitesi demokrasi kültüründe asla var olamamıştır. Çünkü “çoğunluk biziz o halde biz güçlüyüz” gibi bir toplum algısı oluşmakta ve kendilerinin dışında kalan tüm kesimlerin kendilerini zayıf ve iradesiz hissetmelerini sağlamaktadır.  Bu durum eşitlik ilkesinin ortadan kalmasına ve halkın bölünüp taraflara ayrılmasına sebep olmaktadır. 

Demokrasi kelime anlamıyla da yunanca dimos (ahali) ve kratos (iktidar) köklerinden türetilen dimokratia kelimesinden oluşmaktadır. Bu yönetim şekli; İktidarın sahibi halktır felsefesiyle ortaya çıkmasına rağmen Aristoteles ve Platon tarafından “ayak takımının devletleri yönetmesi” eleştirilerine maruz kalmıştır. Devleti yöneten insanların; iktidarı halkın aleyhine kullanma riskinden ortaya çıkan bu eleştiriler, filozoflar tarafından sürekli dile getirilmesine rağmen alternatif bir yönetim şekli sunamadığından etkisiz kalmıştır. Hatta Platon “DEVLET” adlı kitabında “Ya yöneticiler filozof olmalı ya da filozoflar yönetici” sözüyle ünlenmiştir. Platona göre devleti yönetenlerin belli kriterleri taşıması anlamına geldiği anlaşılmaktadır. Ancak platon söz konusu kitabında, devlet işiyle uğraşanların tümünün aynı kriterleri taşıması gerektiği ana fikrini oluşmaktadır.

Yerleşik hayata geçen insanoğlu, toplu yaşam kurallarının uygulanması için bir yönetim şekline geçme ihtiyacı hissetmiştir. Seçme-seçilme gibi teoride mantıksal gelen fikirler üzerinden yeni modeller oluşturulmuştur. Demokratik yönetim şeklini seçen ilk toplumlar, aslında iktidar sarhoşu olan yöneticiler yaratmaktan çok devlet işlerini olağan ekseninde yürüten memurlardan ibaret olan bir yapılanma tasarlamışlardır. Ancak bu yapılanma zamanla iktidarı bireysel menfaatleri ve kibirleri doğrultusunda kullanmaya başlayınca giderek evrimleşmiş ve bugünkü halini almıştır. Yani demokrasinin “halkın kendi kendini yönetmesi” ayağı teoride var ancak pratikte demokrasi adı altında başka rejimler uygulanmaktadır. Bazı ülkeler kendi rejiminin tanımı yapılırken demokratik, laik hukuk devleti ifadeleri kullanırken bu sistemlerinin hiçbir tam olarak uygulanmamaktadır. Aslında bu kurallar toplu yaşam kültürünün kaynağıdır. Demokrasi ile aldatmak ifadesinin altında da aslında toplumu toparlayıp yönetmesi gereken bu demokrasi kuramının, toplumu parçalara ayırarak daha küçük yapılar oluşturması gerçeğinden yola çıkılmıştır. Oluşturulan küçük devletçikler artık “küçük güç” olarak kodlanarak daha büyük güçler tarafından her zaman ezilmeye müsait bir konumda kalacaklardır. Adına her ne dersek diyelim hedefi toplum yaşamını yine halkın istediği gibi yürütmek isteyen bütün devlet rejimleri için halkı hep daha büyük bir halk tarafından yönetmektedir. Bu da dünyanın küresel güçler tarafından yönetildiği savlarını desteklemektedir.

Bilmeyenler için belirteyim; Komünizm, Sosyalizm, Liberalizm, Anarşizm, Faşizm gibi akımların hepsi demokratik yönetim şekilleridir. Yani biz kendi demokratik anlayışımızı canımız pahasına korurken, karşı çıktığımız diğer bir görüşün de kendi demokrasisinin erdemleri üzerinden hareket ettiği realitesini idrak edememekteyiz. Bu durumu, din içerisindeki tarikatlara benzetmek kısmen doğru olsa da; aynı ligin içinde birbirleriyle mücadele eden spor kulüplerine benzetmek daha doğru olacaktır. Holiganlık ve partizanlık hareketleri bu yüzden bir paralellik göstermektedir. İslami ya da Musevi ya da diğer dini kesimlerin benimsediği bir yönetim şekli isteyen toplumların, demokrasiyi bir düşman olarak göstermeleri de demokrasinin yozlaşmasına çanak tutmuştur. Çünkü Teokratik rejimde halk iradesi yerine Tanrı iradesi ifadesi yer alır, beşeri varlıkların koyduğu kuralların dünya hayatı için mantıksal olmaması anlamı taşımaktadır. Oysa gerçek demokratik rejim uygulandığında şeriat ya da diğer teokratik anlayışların da bu organizasyon içerisinde rahatça varlığını sürdürecektir.

Gelelim günümüz demokrasi kültürüne; dünya genelinde bakıldığında en yaygın olan yönetim sistemi demokrasi olmasına rağmen, otoriter ve teokratik rejimler hemen arkasından gelmektedir. Yine dünya ülkelerinin rejim terminolojisi incelendiğinde ortaya şöyle bir tablo ortaya çıkmaktadır. Dünyada güç sahibi olan bir devletler, gücü elinde tutmak için sömürgecilik (emperyalizm) kuramıyla, hedef devletin idaresi güçsüzleştirmek suretiyle düzenlerinin bozulmasını sağlamaktadır. Yaşam koşulları ve insan kaynakları değişen bu toplumlara bir proje operasyonu ile başka bir rejim empoze edip, artık o halkın rejimin değişmesi gerektiğini yine o haklarına söyletmektedir. Netice olarak da “siz kendi kendinizi yönetemiyorsunuz, onun için biz size yeni bir oluşum kurup devamlılığınızı sağlayacağız” gibi nazik (!) bir ifadeyle söz konusu hedef ülkenin yönetimini kendi elleriyle kurup yönetirler. Bu operasyonları uygulayan güçlü ülkelerin dili farklı olsa da yöntemleri hep aynıdır. Afrika'nın büyük bir bölümü bu operasyonlar sonucu “demokrasi getirmek” adı altına Avrupalı Kapitalist ülkelere bağlamış adları ve kökleri ne olursa olsun artık Beyaz Adam'ın istediği gibi yaşamaya alıştırılmış ve ıslah edilmişlerdir. Ortadoğu ve diğer üçüncü dünya ülkelerine bakıldığında da kurgu hep aynıdır. Size “Size demokrasi getireceğiz” denilip ülkeleri parçalara ayırmak ve dahası dünyayı yeniden dizayn etmek için operasyon denilen etapları uygulamaktadırlar.

Türkiye'ye de bakacak olursak, bizim de diğer zayıf ülkeler gibi kendi yaptığımız gelecek planlarının yine büyük güçlerin planlarının bir parçası olduğu günümüzde net olarak görülmektedir. Yani 1960'lı ülkemizde yıllarda uygulanan oyunları idrak ettiğimizde, onlar 80'li yılların planını devreye sokmuşlardı. Biz sağ-sol diye öldürülen vatandaşların neden öldürüldüğünü anlamaya başlarken, onlar 2000'li yılların planını hayata geçirmişlerdi. Biz henüz 2000 li yılların oyunu deşifre etmişken günümüzde yaşanan olaylar yine bir plan doğrultusunda işlenmektedir. Yani bir hep planın bir adım gerisinde kalarak büyük planı kaçırmaktayız. Ne zaman ki biri gelip bu büyük planı tam olarak anlar ve insanlara anlatmayı başarırsa o zaman Türkiye için “özgür devlet” tanımlamasını yapabiliriz.

Çünkü özgürlük, bütün rejimlerin esiridir.

Ömer AYAYDIN  

twitter.com/omerayaydin

(3 Ağustos 2016)

Yasal Uyarı: Yayınlanan haberin tüm hakları URFAHIZMET.COM'a aittir. Kaynak gösterilse dahi haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.

Ayrıntılar için lütfen tıklayın

 Yorum Yapın
 
anasayfam yap
 




URFAHIZMET.COM © Tüm hakları saklıdır. Site içeriği izinsiz kopyalanamaz. Haberlere ve köşe yazılarına yapılan yorumların sorumluluğu yorum yapanlara aittir.
 
 
 
19.01.2020 02:33
Pazar
 
 
 
Kullanıcı: Şifre:
 Beni Hatırla      Şifremi Unuttum