• Gündem
  • Spor
  • Siyaset
  • Ekonomi
  • Magazin
  • Aktüel
  • Yaşam
  • Asayiş
  • Video
  • İlçeler
  • 3.Sayfa
  • Medya
  • Sağlık
  • Eğitim
  • Kültür-Sanat
  • Turizm-Tarih
  • Borsa
  • Teknoloji
  • Resmi İlanlar
  • Seri İlanlar
  • Sosyal İlanlar
  • Urfa Rehberi
  • Oteller
  • Restoranlar
  • Kültürel Etkinlikler
  • Sinema
  • Tiyatro
  • Konserler
  • Sergiler
  • Nöbetçi Eczaneler
  • Linkler
 
  
İbrahim OKUYAN  -  Sözün Özü
''Atatürk'ün mirasını reddedin''
        


1996 yılında CIA görevlisi ve CFR üyesi Samuel Huntington, “Türkiye İslamın lideri olmalı! Bunun için de Türkiye Atatürk’ün mirasını reddetmeli” diye demeçler vermiştir.,

Huntington “MEDENİYETLER ÇATIŞMASI” adlı kitabında bir taraftan Türkiye’yi İslam’ın lideri olmaya teşvik ederken, diğer taraftan çağdaş ve laik cumhuriyet projesini ve bu projenin mimarı Atatürk’ü olabildiğince eleştirmiştir.

Huntington, medeniyetler içinde İslam medeniyetinin başsız olduğunu belirtip Türkiye’nin İslam’ın başı olamamasının nedenini Atatürk’e bağlamıştır.

Huntington şöyle demiştir:

“Mustafa Kemal Atatürk, 1920’li ve 1930’lu yıllarda gerçekleştirdiği bir dizi dikkatlice hesaplanmış devrim yoluyla halkını Osmanlı ve Müslüman geçmişinden uzaklaştırma girişiminde bulundu.

Kemalizm’in temel ilkeleri, ya da ‘altı ok’ halkçılık, cumhuriyetçilik, milliyetçilik, laiklik, devletçilik ve devrimcilikti.

Çokuluslu bir imparatorluk fikrini reddeden Kemal, homojen bir ulus devlet meydana getirmeyi amaçlamış, bu süreçte Ermeniler ve Yunanlılar ülkeden zorla kovulmuş ve öldürülmüştü.

Daha sonra sultanı tahttan indirdi ve Batılı tipte Cumhuriyetçi bir siyasal rejim kurdu.

Dinsel otoritenin asli kaynağı olan Halifeliği kaldırdı.

Geleneksel eğitime ve din işleri bakanlıklarına son verdi.

Bağımsız din okullarını kapattı.

İslam hukukunu uygulayan dinsel mahkemeleri lağvetti.

Onun yerine İsviçre Medeni Yasası’na dayanan yeni bir hukuk sistemi kurdu.

Ayrıca geleneksel takvimin yerine Gregoryen takvimi geçirdi ve İslam’ın devlet dini olmasına resmen son verdi.

Büyük Petro’ya öykünerek dinse gelenekçiliğin bir simgesi olduğu gerekçesiyle fesi yasakladı, halkı şapka giymesi için teşvik etti ve Türkçenin Arap harfleriyle değil Latin harfleriyle yazılmasını kararlaştırdı.

Bu son reformun büyük bir önemi vardı:

Bu reform, Latin harfleriyle okuma yazma öğrenen yeni kuşakların engin bir geleneksel literatüre erişmesini imkansızlaştırdı.

Avrupa dillerinin öğrenilmesini teşvik etti ve okuryazarlık oranını artırma sorununu büyük ölçüde kolaylaştırdı.

Türk halkının, ulusal, siyasal, dinsel ve kültürel kimliğini yeniden tanımlayan Kemal, 1930’lu yıllarda enerjik bir şekilde Türkiye’nin ekonomik gelişmesini sağlamaya girişti.

Batılılaşma hem modernleşmeyle el ele yürüdü, hem de modernleşmenin vasıtası oldu…”

Görüldüğü gibi medeniyetleri çatıştırma ya kararlı olan Huntington’un kaleminden dökülen bu cümleler, sanki bizim Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı kadim yobazlarımızın, dönme liberallerimizin kaleminden dökülmüş gibidir!

Huntington’un talebi şudur:

TÜRKİYE ATATÜRKÇÜLÜKTEN VAZGEÇSİN!

Batı’nın karşısındaki yeri belli olsun! Huntington’a göre Kemalizm medeniyet ithaliyle Türkiye’yi Avrupalı yapmaya kalkan bir projedir, ancak başarısız olmuştur!

Çünkü ne kadar uğraşılırsa uğraşılsın Türkiye Batılı olamamıştır!

Burada şu görüşü savunmuştur:

“Batılı olmayan toplumlar modernleşmek istiyorlarsa bunu Batılılar gibi değil, Japonya gibi kendi yöntemleriyle, kendi gelenek, kurum ve değerlerini kullanarak ve geliştirerek başarmak zorundadırlar.”,

Görülen o ki, Huntington Japon medeniyetinden de bir şey anlamış değildir!

Huntington’a göre Türkiye ne Ortadoğulu ne de Batılı olan, iki arada bir derede kalıp, tanımsız ve kimliksiz bir ülke haline gelmiştir!

Burada Huntington’u üzen Türkiye’nin bu durumu değildir kuşkusuz, Burada onu üzen Türkiye’nin nerede durduğunun belli olmamasının Batı’ya sorun yaratmasıdır.

Huntington’a göre Atatürk, çok sıkı laiklik tanımıyla, Türkiye’nin, Osmanlı Devleti’nin İslamcı rolünü devam ettirmesini engellemiştir.

Türkiye kendini laik ülke olarak tanımladığı sürece İslam medeniyetinin önderi olamaz.

Bu nedenle Türkiye’nin bir an önce Atatürk’ten ve Atatürk’ün laiklik tanımından kurtulması gerekir.

Huntington’a göre, “Türkiye Atatürk’ün mirasını bilinçli bir şekilde reddedip kendisini İslam’ın bir lideri olarak yeniden tanımlamaya kalkışmadığı sürece…” Sorunlarını çözemeyecektir!

Huntington şöyle diyor:

“Türkiye İslam’ın çekirdek devleti olmak için gerekli tarihe, nüfusa, orta düzey bir ekonomik gelişmişliğe, ulusal birliğe, askeri yetenek ve geleneğe sahiptir.

Gelgelelim Atatürk’ün Türkiye’yi net bir şekilde laik bir toplum olarak tanımlaması, Türk Cumhuriyeti’nin bu rolü Osmanlı İmparatorluğu’ndan devr almasını önlemiştir.

Türkiye anayasadaki laiklik ilkesine bağlılığından ötürü OIC’nin kurucu üyesi bile olamamıştır.

Türkiye kendisini laik bir ülke olarak tanımladığı sürece İslam’ın liderliğine soyunma olasılığı yoktur.

Bununla birlikte Türkiye kendisini yeniden tanımladığı takdirde ne olur?

Türkiye bir noktada Batı dünyasına üyelik için yalvarıp duran bir dilenci olarak oynadığı hüsran verici ve aşağılayıcı rolden vazgeçip, Batının temel İslami muhatabı ve düşmanı olarak oynadığı çok daha etkileyici ve onurlu tarihsel rolü yeniden üstlenmeye hazır hale gelebilir.

Köktendincilik Türkiye’de tırmanışa geçmiştir.

Özal yönetimi altında Türkiye Arap dünyasıyla özdeşlik kurmak için büyük çaba harcamıştır.

Orta Asya’da ılımlı bir rol üstlenebilmek için etnik ve dinsel bağlantılarından faydalanmaya çalıştı.

Boşnak Müslümanları desteklemiş ve cesaretlendirmiştir.

Balkanlar, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Orta Asya’daki Müslümanlarla kapsamlı tarihsel bağlantılara sahip olması bakımından Türkiye’nin Müslüman ülkeler arasında benzersiz bir yeri vardır.

Türkiye’nin sonuçta bir ‘Güney Afrika’ rolü kotarması hiç de mantık dışı değildir.Güney Afrika’nın ırk ayrımcılığını ilga etmesi gibi, kendine yabancı olduğu gerekçesiyle laikliği kaldırıp, kendi medeniyet kümesinde bir parya konumundan çıkarak bu medeniyetin lideri haline gelebilir.

Güney Afrika, Hıristiyanlıkta Batı’nın iyi ve kötü yanlarını ve ırk ayrımcılığını yaşayıp gördükten sonra Afrika’ya liderlik etme vasfını özellikle kazandı.

Laiklik ve demokraside Batı’nın iyi ve kötü yanlarını yaşayıp görmüş olan Türkiye de en az onun kadar İslam’a liderlik etme vasfını kazanmış olabilir.

Ama bunu yapabilmek için Atatürk’ün mirasını, Rusya’nın Lenin’in mirasını reddedişinden daha eksiksiz bir şekilde reddetmek zorunda kalacaktır.

Böyle bir hamle aynı zamanda Atatürk kalibresinde bir lideri, Türkiye’yi bölünmüş bir ülke olmaktan çıkarıp çekirdek bir devlet haline getirmek için gerekli siyasal ve dinsel meşruluğu kendisinde toplamış olan bir lideri gerektirir.”

Görüldüğü gibi CIA görevlisi ve CFR üyesi Samuel Huntington, ABD çıkarları doğrultusunda “dünya düzeninin yeniden kurulmasını” amacıyla kaleme aldığı “Medeniyetler Çatışması” adlı kitabında açıkça Türkiye’nin Atatürk’ün mirasını reddetmesini, laiklikten vazgeçmesini ve yeniden Osmanlının “ İslamcı” kimliğine dört elle sarılmasını önermiş ve bu değişimi gerçekleştirecek bir Türkiye’nin İslam dünyasının lideri olacağını belirtmiştir.

Huntington, Atatürkçü çizgide laik, çağdaş ve demokratik bir Türkiye’nin ABD çıkarlarına aykırı, yeniden Osmanlıcı-İslamcı köklerine sarılmış bir Türkiye’nin ise ABD çıkarlarına uygun bir Türkiye olacağının farkındadır.

Çünkü ABD, medeniyetler çatışması kuramında “ötekileştirilmiş ülkelere” ihtiyaç duymaktadır,

Ancak laiklik, çağdaşlık, demokrasi gibi Batı’nın değerlerine (aslında evrensel değerlere) sahip Atatürkçü bir Türkiye “ötekileştirilmiş bir ülke” olmayacağından ABD’nin medeniyetler çatışması kuramında işe yaramayacaktır.

Oysaki yeniden Osmanlının İslamcı köklerine yönelmiş bir Türkiye, “ÖTEKİLEŞTİRİLMİŞ ÜLKE” olarak medeniyetler çatışmasında, İslamcı Osmanlı kimliğiyle ABD’nin fazlasıyla işine yarayacaktır.

Huntington’un şu cümlesi bu gerçeğin en açık ifadesidir:

“Türkiye bir noktada Batı dünyasına üyelik için yalvarıp duran bir dilenci olarak oynadığı hüsran verici ve aşağılayıcı rolden vazgeçip, Batı’nın temel İslami muhatabı ve düşmanı olarak oynadığı çok daha etkileyici ve onurlu tarihsel rolü yeniden üstlenmeye hazır hale gelebilir.”

Görüldüğü gibi Huntington, Türkiye’nin “Batı’nın temel İslami muhatabı ve düşmanı olarak” kalmasını“ etkileyici ve onurlu tarihsel rol” olarak görmekte, bunun için de Türkiye’yi ısrarla yeniden Osmanlıcı ve İslamcı olmaya çağırmaktadır!

CIA görevlisi ve CFR üyesi Samuel Huntington’un Türkiye’nin İslami çizgiye kaymasını, İslam dünyasının lideri olmasını istemesinin nedeni Türkiye’yi ya da İslamı çok sevmesinden değildir kuşkusuz,

Huntigton’un tek düşündüğü şey ABD’nin yüksek çıkarlarıdır ve bu çıkarlar, 1946’dan beri olduğu gibi 1996’dan sonra da Türkiye’nin, Batı medeniyetinin temellerindeki “akıl” artı “bilim” artı “laiklik” eşittir“ çağdaşlaşma” formülünden biran önce uzaklaştırılmasını gerektirmektedir.

ABD, Ortadoğu’daki çıkarları açısından çağdaş, laik, bilim üreten bir Türkiye yerine “İslamcı” ve “savaşçı” bir Türkiye’den yanadır.

Nitekim bugün (2013) ABD’nin egemenlik kurduğu İslam dünyasının neredeyse tamamı, Aklı ve bilimi ikinci plana atmış, Radikal İslamcılıkla ve radikal İslamcı gruplarla çepeçevre kuşatılmıştır.

ABD, Türkiye’nin de benzer bir “DİNCİ KUŞATMAYA” kuşatılmasını istemektedir.

Bu kuşatmanın önündeki en büyük engel ise Atatürk’tür.

Huntington’un Türkiye’de Atatürk’ün mirasını reddedebilmek için en az Atatürk ayarında bir lidere ihtiyaç olduğunu belirtmesi de dikkat çekicidir:

Huntington’un ifadesiyle, “…Böyle bir hamle aynı zamanda Atatürk kalibresinde bir lideri, Türkiye’yi bölünmüş bir ülke olmaktan çıkarıp çekirdek bir devlet haline getirmek için gerekli siyasal ve dinsel meşruluğu kendisinde toplamış olan bir lideri gerektirir”

Burada söz edilen liderin “siyasal ve dinsel meşruluğu kendisine toplamış olan bir lider” olarak tanımlaması da anlamlıdır.

Bilindiği gibi Atatürk, laiklik ilkesiyle her şeyden önce siyasal ve dinsel meşruluğu birbirinden ayırmış, bu amaçla saltanatı ve halifeliği birinden ayırıp sırasıyla kaldırmıştır.

Görülen o ki CIA görevlisi Huntington, Türkiye’ye siyasal ve dinsel meşruluğu yeniden bir araya toplayan Osmanlı’nın sultan/halifesi gibi bir lider önermektedir.

Bu lider, AKP Genel başkanı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan olabilir mi?

BOP’nin “EŞ BAŞKANI” Erdoğan’ın hem sıkça yeniden Osmanlılaşmaktan söz etmesi, hem laiklikten rahatsız olması, hem İslamcı bir dil kullanması, hem de niteliği belirsiz bir Başkanlık Sistemi’ni gündeme getirmesi, Huntington’un işaret ettiği Türkiye’yi Atatürk mirasından vaz geçirecek o liderin Recep Tayyip Erdoğan olabileceğine yönelik şüpheleri arttırmaktadır doğrusu!

Huntington’un “Medeniyetler Çatışması” adlı kitabında sözünü ettiği “Atatürk’ün mirasını reddedecek” o liderin Recep Tayyip Erdoğan olabileceğine yönelik çok güçlü işaretler vardır, ancak Huntington’un o liderde aradığı en önemli özellik Recep Tayyip Erdoğan’da yoktur;

Çünkü Atatürk’ten sonraki bütün liderler gibi

Erdoğan da “ATATÜRK KALİBRESİNDE” bir lider değildir!

Bu arada 2003’te Irak’a “DEMOKRASİ” götürmeye kalkan ABD, Ne hikmetse 1996’da Türkiye’ye SULTANLIK/HALİFELİK götürmeye kalkmıştır!

1996 yılında Huntington, “Medeniyetler Çatışması” adlı kitabında “Türkiye Atatürk’ün mirasını reddetmelidir” dedikten bir yıl sonra başka CIA görevlileri de benzer düşünceler ileri sürmüştür.

Örneğin, 1997 yılında CIA ajanı Paul Henze, “Atatürkçülük öldü; Nakşiler, Nurcular ilericidir!” demiş,

1998 yılında CIA’nın eski Ortadoğu Masası Şefi Graham Fuller ise, “KEMALİZM’E SON; OSMANLI’YLA ÖVÜNÜN, FETHULLAHÇI OLUN!” diye demeçler vermiştir.

Yine Hollandalı Arie Oostlander’in hazırladığı AB raporuna göre Türkiye AB’ye gerçekten girmek istiyorsa Kemalizm’den vaz geçmelidir!

CIA görevlilerinin ve ajanlarının açıklamaları, AB raportörlerinin beyanları,

ABD’nin ve AB’nin ısrarla Türkiye’den “ATATÜRK’ÜN MİRASININ REDDEDİLMESİNİ” istediklerini gözler önüne sermektedir.

ABD ve AB, Atatürk mirasından; yani, laiklikten, cumhuriyetçilikten, milliyetçilikten, halkçılıktan, devletçilikten, devrimcilikten; yani “ÇAĞDAŞLIKTAN” ve “TAM BAĞIMSIZLIKTAN” rahatsızdır.

Atatürk’ün Bağımsızlık ve Aydınlanma Savaşı’ndan rahatsızdır.

1946’dan beri neredeyse aralıksız olarak Atatürk mirasını yok etmek için Türkiye’yi Atatürk mirasına düşman güdümlü iktidarların kontrolünde tutan ABD, 1993’ten beri Türkiye’de Atatürk mirasının son kalıntılarını da tamamen temizlemenin hesaplarını yapmıştır.

Bilindiği gibi Atatürk, “BENİM MANEVİ MİRASIM AKIL VE BİLİMDİR” demiştir.

ABD, Türkiye’ye “ATATÜRK’ÜN MİRASINI REDDEDİN” derken

Aslında “AKLI VE BİLİMİ REDDEDİN” demek istemiştir.

Çünkü ABD, hatta bütün Batı, aklı ve bilimi temel alan, düşünen, sorgulayan, üreten, bağımsızlığından asla taviz vermeyen, ulusal egemenliğin/ demokrasinin tam anlamıyla işlediği Atatürkçü çizgideki bir Türkiye’nin değil;

Aklı ve bilimi ihmal eden, Dinle kandırılmış, düşünmeyen Sorgulamayan, Üretmeyen, Bağımsızlığa önem vermeyen güdümlü bir başkanın/halifenin egemenliğinde yeniden Osmanlılaşmış, daha doğrusu “OSMANLICILIK” oynayan bir Türkiye arzulamaktadır.

Aslında Batı, sadece Atatürk mirasından değil gerçek İslami mirastan da çok rahatsızdır.

Prof. Yaşar Nuri Öztürk’ün dediği gibi, “Batı, yani AB ve ABD Türkiye’de iki mirası çökertmek istiyor.

Biri, özgün İslam mirası, öteki de özgün Atatürk mirası.

Hurafe İslam’ı, Arap İslam’ı, Emevi İslam’ı, Batı’nın alkışladığı şeyler.

Onlardan hiçbir rahatsızlığı yok.

Zaten o sahte ve sözde İslamların temsilcileriyle işbirliği yaprak İslam dünyasını mahvediyor.

Mesela İslam’ı, ‘ZULÜM VE EMPERYALİZM DÜŞMANI BİR DİN’ olarak algılayanlara asla yanaşmıyor.

Batı o İslam’dan çok rahatsız. Ondan korkuyor…”

Sonuç olarak ABD kendi çıkarlarına uygun bu Türkiye yaratmak için 1949’dan beri ABD’li uzmanların şekillendirdiği “Milli Eğitim”in tornasından geçmiş, Atatürk mirasına karşı, İslamcı/dinci ve Osmanlıcı siyasetçilerden, devlet adamlarından ve aydınlardan yararlanmıştır, yararlanmaktadır.”

Devamı EL-CEVAP’ta….

Atatürk ışığını değil Huntington yedi düvel bir araya gelse de söndüremeyecektir.

Sinan MEYDAN

*,

Samuel Phillips Huntington (18 Nisan 1927 New York, ABD - 24 Aralık2008)

“YAHUDİ” asıllı Amerikalı siyaset bilimci.

Pek çok sayıda çalışmaya imza atmış olmakla birlikte, Türkiye'de ve dünyanın çeşitli yerlerinde daha çok Medeniyetler Çatışması adlı kitabıyla tanınmaktadır.

“Huntington, kabile dinlerinden, tek tanrılı büyük dinlere kadar bütün inanç sistemlerini, 1900 ile 2000 yılları arasındaki yüz yıllık seyirleri bakımından incelemiştir.

Yaptığı tahlilde iki nokta dikkat çekicidir.

Bunlardan ilki, İslam ile ateizm dışında bütün inançların düşüş sergilemiş olmasının tespitidir.

Bu tespit bize gösteriyor ki, her şeye rağmen, hiç kırılmadan sürekli yükselme gösteren tek din, İslam dinidir.

Huntington bundan, özelde ABD’nin, Genelde Batı'nın bugünkü politikalarını yönlendiren sonuçlar çıkarmıştır. 

Yasal Uyarı: Yayınlanan haberin tüm hakları URFAHIZMET.COM'a aittir. Kaynak gösterilse dahi haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.

Ayrıntılar için lütfen tıklayın

 Yorum Yapın
  Yazarın Önceki Yazıları
03.11.2018
07.09.2018
 
anasayfam yap
 




URFAHIZMET.COM © Tüm hakları saklıdır. Site içeriği izinsiz kopyalanamaz. Haberlere ve köşe yazılarına yapılan yorumların sorumluluğu yorum yapanlara aittir.
 
 
 
08.12.2019 03:19
Pazar
 
 
 
Kullanıcı: Şifre:
 Beni Hatırla      Şifremi Unuttum