• Gündem
  • Spor
  • Siyaset
  • Ekonomi
  • Magazin
  • Aktüel
  • Yaşam
  • Asayiş
  • Video
  • İlçeler
  • 3.Sayfa
  • Medya
  • Sağlık
  • Eğitim
  • Kültür-Sanat
  • Turizm-Tarih
  • Borsa
  • Teknoloji
  • Resmi İlanlar
  • Seri İlanlar
  • Sosyal İlanlar
  • Urfa Rehberi
  • Oteller
  • Restoranlar
  • Kültürel Etkinlikler
  • Sinema
  • Tiyatro
  • Konserler
  • Sergiler
  • Nöbetçi Eczaneler
  • Linkler
 
  
İbrahim OKUYAN  -  Sözün Özü
8 Mart ve Geçmişte Türklerde kadının toplum içerisindeki yeri
        
 

Orta Asya Türk devletlerinin hepsinde (İskitler, Hunlar, Göktürkler, Uygurlar) kadın önemli hak ve yetkilere sahip bulunmaktadır. Hunlar döneminden itibaren kadın-erkek ayrımı yapılmadığı ve kadın erkeğin tamamlayıcısı olarak kabul edildiğinden kadınsız hiçbir iş yapılmazdı. Göktürklerde ve Uygurlarda kağanın karısı hatun devlet işlerinde kocasıyla birlikte söz sahibidir. Emirnamelerin yalnız Kağan namına değil Kağan ve hatun namına ortaklaşa imza edilmektedir.

Orhun Kitabeleri?nde devlet işlerini bilen Katunlardan (hatun) söz edilir. Kağanın hanımı olan Hatun da tıpkı Kağan gibi töre ile bu makama oturur ve kağan ile birlikte ülkeyi yönetmektedir.

İslam’ı seçen ilk Türk dilli halklardan biri İdil Bulgarlarıdır.

Günümüz Rusya Federasyonu’nda ,Tataristan Özerk Devleti’ne denk düşen bölgede yaşamış, Bu halkın hükümdarı İlteber Almış Han, Bağdat’taki halifeye bir mektup göndermişti. Kendilerini sıkıştıran Yahudi Hazarlar’a (ki bir başka Türki kavimdir) karşı halifeden destek talep etmişlerdi. Bir kale ve cami yapımı için maddi yardımın yanı sıra, halka İslam’ı öğretecek kişilerin gönderilmesini istiyorlardı. Halifenin gönderdiği heyette 4000 altınla birlikte İbn Fadlan adlı bir alim de bulunuyordu. İbn Fadlan, Onuncu yüzyılda yaşamış bir Arap din bilgini ve gezginidir.

İdil Bulgar Hanlığına doğru, Sevsen el-Rassi adlı elçinin başkanlığında 21 Haziran’da 921 de Bağdat’tan yola çıkan heyetin;

Rey, Nişabur, Merv, Buhara ve Harezm üzerinden 12 Haziran 922 de Bulgar Hanının İdil (Volga) ırmağı boyundaki karargâhına yapılan seyahati yaklaşık bir yıl sürmüştür.

 

İbn Fadlan; Dönüşte gördüklerini ve yaşadıklarını, bir seyahatname olarak yayınlamıştır.

 

Bu eserden Eski Türk Toplumlarında kadının yeri hakkında önemli bilgiler elde etmekteyiz.

 

Gelin, Önemli bölümü henüz Müslüman olmamış Türkleri İbn Fadlandan dinleyelim:

 

 “Türkün yurdundan bilmediği bir insan geçse, Ona ‘Ben senin misafirinim. Develerinden, hayvanlarından, malından şu kadar ihtiyacım var’ dese Türk ona istediğini verir. Bu TÜRK’ÜN BİR GELENEĞİDİR…

Türkler; Zina diye bir şey bilmezler. “Erkekler, kadınlar” birbirlerinden kaçmazlar. Bununla beraber asla zina etmezler.

” HÜKÜMDARIN HUZURUNDA “

 

Hükümdarın yanına 12 Mayıs 922 Pazar günü vardık… Halife’nin mektubunu okudum. Sonra hediye gönderilen kokuları, elbiseleri, hükümdara ve karısına gönderilen incileri çıkardım. Hükümdara ve eşine birer birer takdim ediyordum… Karısı hükümdarın yanında oturmuştu. Bu onların âdeti ve tarzıdır.

 

İslam öncesi Türk kadınlarına verilen önem hakkında başka örnekler de verilebilir.

İbn Fadlan, Türk toplumunda kadınların yeri ve öneminin şaşırtıcı bir durumda olduğunu itiraf etmekte ve bu hayretini gizleyememektedir.

Fadlan, Hatun'un hükümdarın yanında oturduğunu, Bunun Türklerin âdeti olduğunu, Hatun'a hilat giydirilince Hatun'a ait kadınların, Hatunun üzerine gümüş para saçtıklarını, Türk kadınlarının asla erkeklerden kaçmadıklarını haber vermektedir.

 

Çinlilerde ise; Kadın, insan sayılmaz, ona isim bile verilmezdi. Çoğu zaman kız çocuklarına isim verilmez, "bir, iki, üç" diye çağrılırdı. Hayatı boyunca bir erkeğin nüfuz ve otoritesi altında bulunmak zorundaydı.

 

Hristiyanlar ise; kadına şeytan gözüyle bakmışlardır.

İngiltere’de; XI. asra kadar kocalar karılarını satabilirdi. Kadın “murdar” bir varlık sayıldığı için İncil’e el süremiyordu. Kadınlar İncil’i okuma hakkına Hanry devrinde (1509-1547) sahip olmuşlardır.

İngiliz piskoposu Dour’un 1888 yılında vaaz verirken; “Bundan yüz sene öncesine kadar kadın erkeğin sofrasına oturma hakkına sahip olmadığı gibi sorulmadan söze başlaması da caiz değildi. Kocası başının ucuna kocaman bir sopa asardı ve karısı ne zaman emrini tutmazsa onu kullanırdı.” Diyordu. Erkek çocuklar ise; Analarına ev içinde bir hizmetçi kadından fazla paye vermezlerdi.”

 

Eski Romalılar ise; Kadını her kötülüğün anası saydıkları için evliliği benimsemezlerdi. Eğer kadın kız doğurursa veya sakat çocuk doğurursa kocasının onu öldürme hakkı vardı. Kocası öldüğü zaman kadına miras kalmazdı. Kadının ev işlerini ihmal etmesi boşanma sebebi sayılmaktadır. Kadının mahkemeye gidişi ve şahitliği yasaktı.

 

İran’da ise; Kanları bozmamak için yakın akrabalarla evlilik uygun görülmüştür. Bu sebepten anaları ve kız kardeşleriyle evlenenler ortaya çıkmıştır. ( Özellikle Mazdeizm’in popüler olduğu dönemde.)

 

Cahiliye Araplarının kız çocuklarını diri diri gömmeleri bir gerçektir. Kız çocuğa sahip olmak onursuzluk sayılmıştır.


 Hint anlayışında evlenmenin esas gayesi babaya varis olabilecek, Babanın günahlarının affedilmesi için aile dinini devam ettirebilecek bir erkek çocuğa sahip olmaktır. Erkek çocuk aile için saadet, kız çocuk ise felaket sayılmaktadır. Eğer erkek kısırsa “karısının bir başkasıyla birleşmesine” müsaade ederdi. Dul kadınlar yeniden evlenemezdi. Ölen kocasının öbür dünyada da onun sevgisine ihtiyacı olduğu düşünülerek yakılarak öldürülürdü. Ölen kocasının üzerinde yakılan kadın, sadık ve saygı değer bir zevce olarak kabul edilirdi.

 

Türk kadınının sahip olduğu geniş yetki, pek önemli yer ve statü, İslami geçiş döneminde dikkat çeken  gerilemeyi beraberinde getirmektedir.

İslam dininin kabulü ile Türk toplum hayatı üzerindeki etkilerine bakıldığında Türklerin İslam’ı kabul etmeleriyle sadece dinî inanışları değişmemiş ayrıca toplumda siyasal ve toplumsal değişiklikler de yaşanmıştır.

Türk insanı İslam’a girdikten sonra bir taraftan kendi örf ve adetlerini korumaya çalışırken bir taraftan da Arap, Fars ve ileriki dönemlerde Bizans kültürünün etkisine maruz kalmışlardır.

 

İbn Fadlan’ın satırları üzerinden neredeyse 1100 yıl geçti. İnsanlık tarihi için oldukça uzun bir dönem.

Son yıllarda tarih daha çok Doğu ¬Batı ekseninde ele alınıyor. Ama işin bir de tarihsel Kuzey¬ Güney ekseni var ki, genellikle gözden kaçıyor. Oysa aynı saat diliminde yaşayan Araplar, Türkler, Ruslar, Yahudiler ve hatta Rumlar, kendi aralarında hem çok köklü ilişkilere, hem de çok keskin çatışma alanlarına sahipler. Türkiye bulunduğu nokta itibarıyla, Hem Doğu¬ Batı, hem de Kuzey¬ Güney ekseninin adeta kilit taşı gibi. Malum, klasik mimaride kilit taşı, binayı ve kubbeyi bir arada tutan en önemli parçadır. Ortadoğu’da tutuşturulan ateşin her şeyi kaplamasını istemeyenler, Kilit taşını özenle korumalıdır.

 

Sözün Özü

5 Aralık 1934 tarihli kanunla milletvekili seçme ve seçilme hakkını elde eden Türk Kadını geçen zaman içinde hak ettiği yere kavuşmamıştır.

 

Türkiye’de kadın olmak; Şiddetin her türlüsüne maruz kalarak Dünya istatistiklerinde İlk sıraları almak da olabilir, Ana sıfatıyla taçlanmış Toprak gibi bereketli olmak da.

Türkiye’de kadın olmak; Doğduğunda, Herkesin sessizleştiğine dair deyişlerin öznesi olmakla da birdir,

Yuvayı yapmanın sorumluluğunu taşımakla da.

 

Türkiye’de kadın olmak; Eşitlikten bahsedince “çirkin feminist” diye aşağılanmak, Kendini ifade ettiğinde “Hafif Meşrep” likle suçlanmaktır.

 

Türkiye’de kadın, acemisi olduğumuz bir kelime. Çoğu kadının bedeninden utanması bir yana, Kadın demeye utanır kimileri, “Bayan” vardır en nazik söylemlerde.

Daha samimisi “Bacı” olur belki.

 

Saygılarımla..

 

İbrahim Halil Okuyan

İnşaat Yüksek Mühendisi

4.Mart.2016 ŞANLIURFA

Yasal Uyarı: Yayınlanan haberin tüm hakları URFAHIZMET.COM'a aittir. Kaynak gösterilse dahi haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.

Ayrıntılar için lütfen tıklayın

 Yorum Yapın
  Yazarın Önceki Yazıları
03.11.2018
07.09.2018
 
anasayfam yap
 




URFAHIZMET.COM © Tüm hakları saklıdır. Site içeriği izinsiz kopyalanamaz. Haberlere ve köşe yazılarına yapılan yorumların sorumluluğu yorum yapanlara aittir.
 
 
 
18.09.2019 06:09
Çarşamba
 
 
 
Kullanıcı: Şifre:
 Beni Hatırla      Şifremi Unuttum