• Gündem
  • Spor
  • Siyaset
  • Ekonomi
  • Magazin
  • Aktüel
  • Yaşam
  • Asayiş
  • Video
  • İlçeler
  • 3.Sayfa
  • Medya
  • Sağlık
  • Eğitim
  • Kültür-Sanat
  • Turizm-Tarih
  • Borsa
  • Teknoloji
  • Resmi İlanlar
  • Seri İlanlar
  • Sosyal İlanlar
  • Urfa Rehberi
  • Oteller
  • Restoranlar
  • Kültürel Etkinlikler
  • Sinema
  • Tiyatro
  • Konserler
  • Sergiler
  • Nöbetçi Eczaneler
  • Linkler
 
  
İbrahim OKUYAN  -  Sözün Özü
DOKTORLARA SALDIRI MODASI (!)
        

Her işimizde bir “Benzersizlik”, bir “Başkalık” var Maşallah!! Kimselere benzemeyiz, dünyada “Hiç Olmayacak” ne varsa bizden çıkar. Skandalın, Saldırının, Çocuk ve Kadın Tecavüzünün Zirvesi buradadır..

Hastanelerde;

“Geç Müdahale” veya “Yanlış Müdahale” gibi olaylar yaşanmıyor mu?

Tabi ki yaşanıyor.

Diğer yerlerde olduğu gibi oralarında sorunları var, eksiklikleri var ve olacak.

Özellikle acil konularda 24 saat başvurulacak yerler var.

Ama tam ihtiyacımız olduğu anda oralarda yoğunluklar olabilir

Ülkemizde yaşanan terör olayları ve

Suriye’deki savaş nedeniyle zaten aşırı bir yoğunluk var.

Sağlık konusunda son yıllarda muazzam adımlar atıldı.

70 li yıllarda Şanlıurfa’da; Ambülans yoktu, Hastaneler yetersizdi su yoktu, yeterli uzman yoktu,

Kadın doktoru yoktu ama bu günkü kadar şikâyet ve saldırılarda yoktu.

Hiçbir doktor sana garanti veremez sonunda her şey takdiri ilahiye kalır.

Dişi çekilen biri hayatını kaybedebilir.

Grip olursun hayatını kayıp edersin.

Bak! Mustafa Koç ne kadar zengindi, Modern Hastanesi vardı ama yetmedi,

Hayatını genç yaşta kaybetti.

Her koşulda;

Doktorlarımıza,

Askerimize, Öğretmenlerimize, Polislerimize güvenmek durumundayız.

İyi ki varlar.

Bu gün bir uzman doktor olmak; Üniversite sınavında yüksek bir puan, TUS sınavında başarı ve en az 21 yıl eğitim gerekli.

Uzman doktor; en erken 30 yaşından sonra para kazanmaya başlar.

Doktorların kazançları en helal kazançlardan biridir.

Sırf emek ve bilgidir.

Gün geçmiyor ki; Gazetelerde, televizyonlarda ya da internette saldırılmış ya da mahkemelerde süründürülme durumunda bırakılmış bir doktor haberi olmasın. Artık öylesine kanıksadık ki, vaka-ı adiyeden, yani sıradan oldu bu tür haberler: “Doktora yumruklu saldırı”, “Hasta yakınlarından doktora ölüm tehdidi”, “Doktora silahlı saldırı”, “…’ta hekimlere çirkin saldırı”, ” “Savcıyla tartışan doktor tutuklandı”,

“… Araştırma Hastanesi'nde bir asistanın polis memuru tarafından darp edilmesine…”,

“Hatalı ameliyat yüzünden ölen kızı için dava açtı”, “Aile hekimi hastaya ‘yanlış tedaviden’ 130 bin lira tazminat ödeyecek“, “Yanlış iğne yapan doktora 6 yıl istendi”, “Hastayı ‘bir şeyin yok’ diyerek evine gönderen doktora soruşturma”, ….

Bizim çocukluğumuzda doktora gideceğimiz zaman, mutlaka banyomuzu yapar, temiz ve mümkünse yeni elbiselerimizi giyer ve doktora öyle giderdik. Hatta doktora gidilmezdi, doktora çıkılırdı. Doktorluk adeta bir üst makam gibiydi. Annemiz bu buluşma için bizi özenle hazırlardı. Doktora hitap şekli saygılı bir “Doktor Bey” ya da “Doktor Hanım” ifadesinden başka türlü düşünülemezdi bile… “Hocam” şeklinde hitap da saygı sınırları içinde sayılırdı. Doktor oturmadan oturulmaz, doktor içeri girince ayağa kalkılırdı. Burada gösterilen saygı sadece bir şahsiyete yönelik değildi. Bu şahsın kimliğinde, bilime, bilgiye ve emeğe saygı gösterdiğimizi Çocuk bilincimizin derinliklerinde duyumsardık.

Herhangi bir doktorun bir hastaya kastı olabileceğine inanamam.

Meslekte acemilik ise sadece kişinin kendine bağlı bir olay değildir. Ülkenin en eski ve en gelişmiş fakültelerinde bile;

Ciddi bir eğitim öğretim sorunu varken, Gelişigüzel kurulmuş fakültelerde, Gelişigüzel yetiştirilmiş doktorlara, Doktorluk yapabileceklerine dair diploma verirken sorun yok, Herkes memnun… Fakat bu doktorlar mesleklerini uygularken hata yaptıklarında acemilik yaptın diye kıyamet kopsun. Aman ne beklenmedik sonuç! Şaka mı bu? Aç aslanların önüne yalın kılıç atılmış gladyatör gibi, Tıptan gerçekle uyuşmayacak ölçüde yüksek beklentileri olan bir toplumun içine, Bu koşullarda yetişmiş Doktoru koyuver, sonra da otur, seyret. Bir Doktoru meslekte acemilikten cezalandırmadan önce düşünmek lazımdır ki Ondan önce sorumlu tutulması gereken en azından bir alay insan yok mudur?

Ve ihmal… İşte doktorların gerçekten suçlanabilecekleri yegâne konu. Ama bu bile yine eğitim ile yakından ilgili ve Hekimin çalışma koşulları ile birlikte ele alınması gereken bir konudur. Acil bir hastaya çağırılmışken oturup çayını içmeye devam edip gitmemek başka, Aynı anda başka bir acil hasta ile uğraşmakta olduğun için gidememek başka… Neyin ihmal, neyin Karmaşa, Neyin tıbbın cilvesi ve neyin hastalığın doğal seyri olduğunun tespiti, Hastanın ya da yakınlarının değil, Ancak bu konuda gerçek anlamda uzman ve Olaylara her yönüyle hâkim kişilerin değerlendirebileceği bir durumdur.

“Hipokrat” yemini etmiş bir doktorun tek amacı vardır, “Hastasını iyi etmek, onu bir an önce sağlığına kavuşturmaktır.” Hastasının sağlığına kavuştuğunu görünce duyduğu mutluluk, En az o hasta ailesinin duyduğu mutluluktan daha az değildir.

Tüm sağlık çalışanları da öyledir. Ebesiyle, hemşiresiyle, sağlık memuru ile…

Sağlık çalışanlarına karşı hoşgörüyü asla eksik etmemeliyiz.

Unutmayalım ki;

“Kusursuz (hatasız) Doktor arayan, Doktorsuz kalır.”

Konuyu bir yaşanmış olayla bağlamak istiyorum.

“Cerrahın telefonu çalar, arayan hastane sekreteridir. Buyurun sizi dinliyorum. Sayın hekim, ağır hasta var, acele bütün işinizi bırakın gelin. Geliyorum deyip hekim telaşla yola düştü.

Hekimi hastanede hastanın babası hışımla (!) karşıladı:

Benim oğlum ölüm döşeğindedir, Ne için bu kadar geç kaldınız? Sizin kendi oğlunuz olsaydı yine böyle yapar mıydınız? Cerrah gülümsedi:

Bana haber verilir verilmez acelece geldim. Bir de unutmayın ki, “Hayat ve Ölüm Allah'ın elindedir”. Cerrah ameliyat odasına dahil oldu. Ameliyat iki saat sürdü. Cerrah odadan çıkıp koridordaki babanın yanından sakince geçip gitti. Ardından yardımcı hekim çıktı. Babaya oğlunuz yaşayacak dedi. Baba bir an sevindi, sonra yine hiddetle (!) dedi:

Bu cerrah çok kötü ve insafsız bir adam. Ne vardı yani, çıkarken bana iyi haberi o verseydi. Yardımcı hekimin gözleri doldu ve Adamı hayatı boyunca pişmanlığa sevk edecek olan şu cevabı verdi: Cerrah çok güzel insandır. Onun oğlu otomobil kazasında bugün vefat etti. Biz onu defin merasiminden çağırdık. Oğlunun defin merasimini yapamadan sizin oğlunuzun şifasına vesile olmak için hastaneye geldi...”

Hastası olan her insanın sabırsız olmasını doğal karşılamak gerekir. Ancak, her zaman söylenen çok güzel bir atasözümüz vardır, “Sabır en iyi ilaçtır”

Herkesin aynı sabrı gösterememesi nedeniyle sağlık çalışanlarının uğradığı şiddeti duyuyoruz. Nice sağlık çalışanlarının öldürüldüğü, yaralandığı, hakarete uğradığı bu güzel ülkemizde ne yazık ki sağlık çalışanın da bir insan olduğunu zaman zaman unutuyoruz.

Oğlunun defin merasimini bırakarak hastaneye koşan tıpkı o cerrah gibi.

Siz siz olun, karşınızdaki insanın durumunun, konumunun ne olduğunu bilmeden ve özellikle de hastanelerde hekimlere çığırtkanlık, delikanlılık yapmayın. Onlar hayat vermeye çalışan okumuş ve kültürlü insanlardır.

Hayatta en kötü şey önyargıdır!

Kıssadan Hisse

“Yüreğin sadece kendinden olana yanıyorsa “İNSAN” değilsin.”

Saygılarımla..

İbrahim Halil Okuyan

İnşaat Yüksek Mühendisi

Yasal Uyarı: Yayınlanan haberin tüm hakları URFAHIZMET.COM'a aittir. Kaynak gösterilse dahi haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.

Ayrıntılar için lütfen tıklayın

 Yorum Yapın
  Yazarın Önceki Yazıları
03.11.2018
07.09.2018
 
anasayfam yap
 




URFAHIZMET.COM © Tüm hakları saklıdır. Site içeriği izinsiz kopyalanamaz. Haberlere ve köşe yazılarına yapılan yorumların sorumluluğu yorum yapanlara aittir.
 
 
 
24.04.2019 07:23
Çarşamba
 
 
 
Kullanıcı: Şifre:
 Beni Hatırla      Şifremi Unuttum