• Gündem
  • Spor
  • Siyaset
  • Ekonomi
  • Magazin
  • Aktüel
  • Yaşam
  • Asayiş
  • Video
  • İlçeler
  • 3.Sayfa
  • Medya
  • Sağlık
  • Eğitim
  • Kültür-Sanat
  • Turizm-Tarih
  • Borsa
  • Teknoloji
  • Resmi İlanlar
  • Seri İlanlar
  • Sosyal İlanlar
  • Urfa Rehberi
  • Oteller
  • Restoranlar
  • Kültürel Etkinlikler
  • Sinema
  • Tiyatro
  • Konserler
  • Sergiler
  • Nöbetçi Eczaneler
  • Linkler
 
  
İbrahim OKUYAN  -  Sözün Özü
US ve SİMULTANE YAŞAM
        


Önce bazı kavramları hatırlamakta fayda vardır.

Akıl ya da Us; Felsefede kavram oluşturma ve bunlara göre hükmetme kapasitesidir.

Düşünme, Anlama, Kavrama Yetisi; Usa vurma (Akıl süzgecinden geçirme, muhakeme. Bilinen veya doğru olarak kabul edilen belirli önermelerden başka önermeler çıkarma, uslamlama, muhakeme.), Çıkarımlar yapma; Olaylar ya da kavramlar arasında zorunlu bağıntılar kurma, Bu bağıntıları Algılama ve Kavrama yetisi (İnsanda bulunan, bir şey yapabilme yeteneği, Meleke.).

“Akıl, Dünya'da en iyi dağılmış olandır; Zira herkes ondan nasibini iyice almış olduğunu sanır. Hatta her konuda zor memnun edilebilen kişiler bile Sahip oldukları akıldan fazlasını istememektedirler.“

René Descartes

İslamiyet’te akıl ve iman ilişkisi Kur’an’ın birçok ayetinde ele alınmıştır. İslamiyet’te akıl ve nefis ayrı kategorilerdir. Tasavvufta hakikati kavramada akıl geçerli sayılmamış gönül esas alınmıştır. Simultane; Aynı anda (olan) anlamına gelen ve Latince "Simultaneus"dan gelen kelime.

Simultane Çeviri; tam olarak Türkçe manası ”Eş Zamanlı Çeviri” dir. Çevirmenin, söylenenleri hemen o anda bir başka dile tercüme etmesidir.

Konuşmacının söylediklerinin eş zamanlı olarak bir tercüman tarafından hedef dile özel ses sistemleri ve tercüman kabinleri kullanılarak dinleyicilere aktarılmasıdır. Burada sonuç olarak dilini bilmediğiniz bir yabancıyı seyrederken dinlemeyi kendi dilinizden yapabiliyorsunuz.

Yani araya bir aracı giriyor.

O aracının söylediğini konuşmacı yapıyor kabul ediyorsunuz.

İşte normal yaşamımızda da; Hemen her şeyi simultane çeviri yapan biri gibi başkalarından öğreniyoruz.

Dinimizi de bize birileri anlatıyor.

Okuyup ARAŞTIRMA SORGULAMA YAPMADAN öğrendiğimizi zannediyoruz.

Doktora gidiyoruz, reçeteyi alıp hapları (!) yutuyoruz.

Hastalığımız neymiş? Tedavi nasıl oluyormuş? Sorularına ne gerek.

İlaçları aldıktan sonra evde içinde yazılanları okuma alışkanlığımız yok.

Reçete ile alınan ilaçları karşılaştırma alışkanlığımız yok.

İlaçların son kullanma tarihine bakmak yok.

Hatta doktora sormadan ilaç kullanmak yaygın.

İlaçları biraz düzelince hemen bırakma alışkanlığımız var.

Geçenlerde bir akrabam 6 ay hasta yattı.

Sordum hastalığın ne?

“Disk Kayması” imiş.

Tedavisi o yönde yapıldı.

Sonra birden düzeldi.

Çünkü aslında Malta Humması (!) imiş hastalığı.

Doktorlar “Tomografi” yaptır derler.

Hemen gider, yaptırırız.

Ya demeyiz ki; bunun yan etkileri fazla, başka yolu yok mu? Diye.

Başka bir doktora gidersek tüm tahlilleri yeniden yaptırır, bunu sorgulamayız.

Çünkü parayı Devlet ödüyor.

Yapılan tahlillerin sana hiç maddi zararı (!) yok çünkü.

Vücuduna verebileceği zararları düşünmezsin bile.

Devlet sigara paketlerinin üzerine korkunç yazılar yazdırır.

Dikkate almazsın.

Gazlı içeceklerin, Fast food beslenmenin, Şekerin zararlarını; Gözümüze sokan yazıları yok sayarak yaşarsın.

İzdivaç programlarını, Yemek programlarını ve toplum ahlakını hiçe sayan dizileri izlersin.

Bu tür programların neden ve niçin yayınlandıklarına kafa yormazsın.

Aile içinde çapraz ilişkilerin yaşandığı bu tür programlara kimler niçin izin veriyor sorgulamazsın.

Sanatçıların tüm özel hayatını takip etmeyi seversin.

Yaşadıkları illegal ilişikleri normal sayarsın, Merak edersin, İlişkilerini Aşk diye dikte ederler, Alışırsın ve sonrada onları taklit edersin.

90 dakika süren bir futbol maçının kritiklerini; günlerle merakla izlersin.

Tartışma programları; O yüzden geç saatlerde televizyonlarda yer bulur ve çok az bir kitle tarafından izlenir.

Ağırlıklı olarak dini yayın kanallarının çoğunda; Ucuz Bal ve ucuz Arsa pazarlayan üçkâğıtçılar çokça yer “Köxür “ yazarlar Biline ödül vaat ederler sarılırsın hemen telefona ararsın.

Bunun sebebini ve O kanalları ve izleyicilerini neden seçtiler? Düşünmezsin. Onlar düşünürler.

Onlara nereye olta atacaklarını bilirler.

Ve halkı kandırırlar.

Vs. vs. vs….

Böyle beslenen toplumlar bu yüzden; Mail, SMS, telefon vb araçlarla çok kolay dolandırılır.

Adam mesaj atıyor size hediye çıktı şu numarayı arayın.

Ya adam sana niye hediye versin ki.

Senden üç kuruş fazla para almak için binlerce numara çeken telefon firmaları niye sana hediye versin.

Telefon çalar, geri planda telsiz sesleri ve emniyetten arıyoruz hikâyesi.

Telefonda kredi kartı numarasını vermeler şifresini vermeler.

Bu dolandırıcılar sizin aklınızı kullanmadığınızı ve polisten çok korktuğunuzu iyi biliyorlar. Onlar akıllarını kötü yolda da olsa kullanıyorlar.

Farkları bu.

Alışverişe gidersin adam %70 indirim etiketi asar İhtiyacın olmadığı halde saldırırsın. İki tane al biri bedava (!).

Vesaire Vesaire …

Düşünmezsin ki; Bu adam indirimden önce bu ürünü daha önce Üç katından fazla bir fiyata satıyor olmalı ki bu mümkün değil.

O mal o kadar etmez.

Sistem seni kandırıyor.

Kredi Kartına on taksit.

Oo bedava gibi.

Hemen al.

Bedava mezar olsa içine atlayacak hale getirirler seni.

Kredi Kartıyla Borçlanma

Türkiye’de; Tüketicilerin toplam borçları içinde En büyük payı yüzde 53 ile kredi kartı borçları alıyor. Türkiye'yi Avrupa'da açık ara liderliğe taşıyan bu oran İngiltere'de yüzde 25, Polonya'da yüzde 21, Hollanda'da yüzde 5 düzeyinde.

Aile ve arkadaştan borçlanma yüzde yirmi  (!)

Türkiye’de tüketicilerin, Borç yükünün yüzde 37’sini bireysel krediler, Yüzde 11’ini ek hesap kullanımı ve Yüzde 20’sini aile ve yakın çevreye olan borçlar oluşturuyor.

Biz böyle bir ülke miydik (!)

Yazıklar olsun.

Bölgemizde olaylar oluyor.

İnsanlar ölüyor.

Şehit oluyorlar.

Analar ağlıyor.

Bütün bunlar neden oluyor kafa yormayız.

Herkes birilerini suçlar ve ateş düştüğü yeri yakar.

Bereket Anadolu halkının o bilgeliği var ya; O bütün planları bozar.

Aklın en fazla geri plana itildiği, Sorgulamanın en az gerçekleştiği konuların başında DİN gelmektedir.

İyi okullara girmek, İyi bir kariyer sahibi olmak, Para kazanmak veya Bazı menfaatleri elde etmek için senelerce aklını kullanan, okuyan, Düşünen insanlar; DİN konusunda tam bir AKILSIZ gibi davranabilmektedir.

“Biliyor musun, ?

Bir gün peygamberimiz şunu şunu yapmış” derler Ya da “şu çok günahmış”, “kıyamet yaklaşınca şunlar şunlar olacakmış”, “şu duayı şu kadar kere okuyunca şu hastalığa iyi geliyormuş”, “şu hazret çok mübarek bir insanmış, Şu türbede dua edince her dileğin gerçekleşiyormuş” derler;

SORMAYIZ, nerede yazıyor, nereden öğrendin diye…

Allah'ın verdiği AKLI Her konuda kullanırız da Bir tek DİN konusuna gelince tam bir AKILSIZ kesiliriz.

Hayatımız boyunca yüzlerce kitap okuruz.

Sadece okul hayatında bile her ders için günlerce çaba harcarız.

Pisagor teoremiyle ilgili soru çözerken saatlerce kafa patlatabiliriz.

Bir dil öğrenmek için kursa yazılır, Her gün 3-5 saat aylarca onun için emek harcayabiliriz.

SBS (TEOG), ÖSS (YGS/LYS), KPSS, TOEFL, ALES, YDS sınavları için harcadığımız emek toplamda seneleri bulur.

Ancak ömrümüz boyunca Allah’ın gönderdiği 600 sayfalık bir kitabı okumaktan ve incelemekten yüksünürüz.

Peki, neden böyledir?

Neden DİN KONUSU, aklın en fazla GERİ PLAN' a itildiği, Sorgulamanın en az gerçekleştiği, doğrusunu anlamak için En az emeğin sarf edildiği konuların başında gelir?

Bu durumun en önemli nedeni; Kuşkusuz DİN konusunda aklı kullanmaya, SORGULAMAYA VE ARAŞTIRMAYA ihtiyaç duymayışımızdır.

İhtiyaç duymuyoruz. Çünkü DİNİ BİLGİ ve kabullerimizi doğru bir temele dayanan, Sağlam kanıtları olan bilgilerle değil; başka yollarla elde ediyoruz.

Bu yoldan elde ettiklerimizin içinde; İslam’dan zannedilen ve kitaba aykırı pek çok yanlış inanç ve uygulama da vardır.

Kimi pagan adetler geleneğin içerisine karışmıştır.

Dolayısıyla İslami olanla olmayanı ayırt etmede, AKIL ve KURAN bir ayraç görevi görmelidir.

Bu ise ancak Kuran'ın mesajlarının iyi anlaşılması ile mümkün olabilir.

DİN öğrenilirken öncelikle GELENEĞİ TEMEL almak, Kuranı ise bir SEVAP KAZANMA ARACI ya da mezarlık kitabına indirgemek, Onun bu AYRAÇ özelliğinin oluşmasına engel olmaktadır.

İSLAM DİNİ, Kişi merkezli değil, ilke merkezli bir dindir. DİN konusunda kim söylerse söylesin; Sözün doğruluğunu belirleyen şey; Doğru bir kaynak ile temellendirilip temellendirilmediğidir.

Bir takım insanları;

Şeyh, Evliya, Gavs, Pir vb şeklinde isimlendirmek ve Onların havada uçtuğu, Denizde yürüdüğü, Aynı anda 2-3 yerde birden bulunabildiği, İnsanların içini okuyabildiği, Çağrıldıklarında Doğaüstü bir şekilde yetişip insanları kurtardığı, Allah’ı gördüğü ve onunla konuştuğu gibi efsaneler türeterek, Onları nerdeyse bir Yarı Tanrı konumuna getirmek, Aklı kilitleyen anlayışların başında gelmektedir.

Toplumda dindarlık, Genellikle bir takım söz ve davranış kalıplarının yerine getirilip getirilmemesi ile ölçülmektedir.

Bunları söyleyen ve yapan kişiler de kendilerini DİNDAR olarak kabul ederler.

Ancak Doğruluk, Dürüstlük, Sorumluluk, Alçak gönüllülük, Merhamet ve Hoşgörü gibi Ahlaki Özellikler, Doğru Bilgi ve Doğru İnanca sahip olmak; Her zaman Bu söz ve davranış kalıplarının yerine getirilmesiyle Doğru Orantılı değildir.

DİN sadece Kalıplaşmış Söz ve Davranışlara indirgendiğinde, DİN konusunda Aklı kullanma MİNİMUMA iner.

Kişinin, Ailesine karşı Ya da yardıma muhtaç insanlar karşısında, Haksızlıklara Şahit olduğunda, Kendi Menfaati ile Adalet arasında Bir tercih yapması gerektiğinde, Sergilediği tutum, söz ve davranışlar…

Allah’ın emrettiği, Şekilsel unsurları da olan, Namaz, oruç gibi ibadetlerin amacı da, Kişiyi DOĞRU, DÜRÜST, YARDIMSEVER, ERDEMLİ İNSAN haline getirmektir.

DİN, İnsanları iyi-doğru-sağlam karakterli hale getirmek; Topluma barışı, güvenliği ve huzuru egemen kılmak için vardır.

Dindeki bütün sınırlar, emirler, yasaklar ve tavsiyeler bunun içindir.

Bu emir ve yasakları dikkate alırken, asıl özden/amaçtan kopmamak gerekir.

DİN insanları Dürüst, Çalışkan, Alçakgönüllü, Merhametli, Duyarlı, Edepli, Olgun, Özverili, Onurlu, Fedakâr hale getirmelidir;

Getirmiyorsa Hangi davranış kalıbı yerine getirilirse getirilsin, o gerçek dindarlık değildir.

Kilisenin; Onun akılla ve İncillerle çelişen öğretilerini sorgulamayanlar, Ortada bir tutarsızlık göremezler.

Bunca insan inanıyorsa doğrudur, der geçerler.

Oysa kafasını kaldırıp bir baksa, Kilisenin sunduğu öğretilerin, İsa’dan 300 yıl sonra Hıristiyan din adamları tarafından yapılan konsillere dayandığını, Onların kökeninde de Başından beri İsa’ya düşman olan PAVLUS olduğunu görebilirlerdi.

Kilisenin sunduğu temel inanç esaslarının, Kitab-ı Mukaddes bile aykırı olduğunu görebilirlerdi.

Bunu fark edebilenler çok azdır.

Çünkü gerçekten Düşünenlerin ve Araştıranların sayısı çok azdır.

Kuran'a Fetiş Muamelesi yapmamak gerekir.

KUTSAL olan, Kuran'ın kâğıdı ve mürekkebi değil, MESAJIDIR.

Çünkü mesajı hayati bir öneme sahiptir.

İnsanlara doğru bir yaşam sürmeleri için kılavuzluk yaparken; Toplumlara barış ve adaletin gerçekleşmesinin yollarını gösterir.

Dini kullanarak İnsanları sömürenleri ve onlara zulmedenleri Durduracak olan belki de tek şey, onun mesajıdır.

Ama ne yazık ki, Onun kâğıdına ve mürekkebine, mesajından daha çok önem veriliyor.

Kılıflara konup duvarlara asılıyor, Belden aşağı tutulmuyor, abdest almadan dokunulmuyor.

Okunuyor, ezberleniyor ama bir cümlesi bile anlaşılmıyor.

Cümlelerin manası değil, onları seslendirirken çıkan ses kutsallaştırılıyor.

Eğer onun mesajı önemsenseydi, anlamına değer verilirdi.

Duvarlarda değil masalarda tutulurdu, çantalarda taşınırdı.

Bir başucu kitabı haline getirilirdi.

Gerektiğinde altı çizilir, yanına notlar alınır, Çok okunmaktan kenarları yıpranırdı belki ama hayatın içinde olurdu.

Böyle olsaydı eğer, İnsanlar Kuran’dan değil, yanlış-kötü şeyler yapmaktan korkarlardı.

Kur’an’da AKLI KULLANMAK emredilmiştir, FARZ kılınmıştır.

Son Söz

“Sükût eyledim, ''Kahrı var'' dediler.  Biraz söyledim, ''Zehri'' var dediler.   Sustum, kahrından susuyor dediler;  Biraz konuştum, zehrini kusuyor dediler!...

Hz.Mevlana”


Saygılarımla



                               İbrahim Halil Okuyan

                              İnşaat Yüksek Mühendisi

                               8.Şubat.2016 Şanlıurfa

Yasal Uyarı: Yayınlanan haberin tüm hakları URFAHIZMET.COM'a aittir. Kaynak gösterilse dahi haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.

Ayrıntılar için lütfen tıklayın

 Yorum Yapın
  Yazarın Önceki Yazıları
03.11.2018
07.09.2018
 
anasayfam yap
 




URFAHIZMET.COM © Tüm hakları saklıdır. Site içeriği izinsiz kopyalanamaz. Haberlere ve köşe yazılarına yapılan yorumların sorumluluğu yorum yapanlara aittir.
 
 
 
15.11.2019 06:16
Cuma
 
 
 
Kullanıcı: Şifre:
 Beni Hatırla      Şifremi Unuttum