• Gündem
  • Spor
  • Siyaset
  • Ekonomi
  • Magazin
  • Aktüel
  • Yaşam
  • Asayiş
  • Video
  • İlçeler
  • 3.Sayfa
  • Medya
  • Sağlık
  • Eğitim
  • Kültür-Sanat
  • Turizm-Tarih
  • Borsa
  • Teknoloji
  • Resmi İlanlar
  • Seri İlanlar
  • Sosyal İlanlar
  • Urfa Rehberi
  • Oteller
  • Restoranlar
  • Kültürel Etkinlikler
  • Sinema
  • Tiyatro
  • Konserler
  • Sergiler
  • Nöbetçi Eczaneler
  • Linkler
 
  
İbrahim OKUYAN  -  Sözün Özü
Kaz öyküsü
        

İnsan yaşamının amacı, hayatı daha da kolaylaştırıcı olması yönüyle maddeyi, varlığı, gücü kullanmak olabilir.

Ancak bu, hiçbir zaman ayaklara zincir vuran bir tutsaklık haline dönüşmek değildir.

Her türlü insancıl sevgiden ve ilişkilerinden yoksun bir ortamda, sıradan, basit bir konfor peşinde koşarak yüzeysel, maddesel ve yapay mutluluklar arasında avunmak, nefes tüketmek, son yüzyılın olağanüstü zaaflarından biri olsa gerek...

Şunu unutmamamız gerekir ki;

“Bu dünya üzerinde kazanılan paranın getirdiği korkulardan değil, Paranın kazandığı, satın aldığı insanların korkusundan SAKINMAK gerekir.”

Bu dünya üzerinde, madde, para ve güç ısrarı, hep sevgisizlik sebebi olmuşlardır.

İnsan bunların esareti altında, doğadan kaynaklanan özünü, insancıl duygularını, esas kimliğini yaşayamaz hale gelmiştir.

Bizler, hep kötünün iyiyi yargıladığı, kendinde bu hakkı gördüğü bir ortamda, sözde tarafsız kalma iddiasıyla devamlı kaçağı oynama peşinde koşuşturuyoruz.

Adeta gözlerimiz kapalı, karanlıklara kılıç sallamakla meşgulüz.

Neden her şeyi, herkesi, her olayı yorumlarken asla şaşmayan insan olma ayrıcalığının terazisini kullanmayı düşünmekten dahi kaçıyoruz?

*

İşte bu öykü, yıllar boyu bir metropolün karmaşasına direndikten sonra içinden gelen sese kulak verip Çanakkale'ye yerleşen ve orada küçük bir otel açan Yüksel bey'e ait.

Bir yaz günü, yetiştirdiği hayvanların arasına birkaç tane de kaz ilave etmeyi düşünerek karşı yakadaki kaz çiftliğine gitmek üzere yola çıkan Yüksel bey saatlerini çok iyi bildiği ve hiçbir zaman kaçırmadığı feribotu kaçırır.

O sıcakta bir sonraki feribotu beklemeyi gözü yemeyince de kaz alma planını bir sonraki güne erteleyerek geri dönmeye karar verir.

Dönüş yolunda otomobiliyle ilerlerken ne tesadüf ki (!) bir kaz sürüsüyle karşılaşır.

Kazları takip ettiği takdirde kendisini mutlaka ait oldukları yere götüreceklerini düşünerek peşlerinden gitmeye başlar. Sürü önde, Yüksel bey arkada tozlu topraklı köy yollarında ilerlemeye başlarlar.

Derken bir yol ayrımında sürü ikiye ayrılır,

Bir grup kaz sağa giderken diğer grup düz devam eder.

Yüksel bey bir an tereddüt ettikten sonra sağa sapan kazları izlemeye karar verir.

Kazlar yalpalaya yalpalaya bir süre daha gidip sonunda ağaçların arasına gömülmüş küçücük bir evin önündeki tahta çitlerin arasından geçerek içeri girerler.

O sırada evin kapısı açılır ve yaşlı bir kadın dışarıya çıkarak kazları karşılar.

Yüksel bey, bir süre kadını izledikten sonra otomobilden iner, onun yanına gider ve şayet kabul ederse kazlarını satın almak istediğini söyler.

Yaşlı kadın sesi soluğu çıkmadan Yüksel beye bakar.

Bakar ve ardından gözlerinden akan yaşlara hâkim olamaz: "Ben taa ne zamandır bu kazları satmaya niyetliyim. Tek derdim, onları satıp içeride aylardır hasta yatan kocama ilaç almak, Ama ne bir yere gidecek halim ne de onları satacak birini bulacak gücüm var. Dün gece sabahlara kadar ağlayarak yakardım. Dualarımın duyulacağını biliyordum. Seni Tanrı yolladı bana oğlum." Der.

Yüksel bey, kazlara yaşlı kadının hayal bile edemeyeceği bir fiyat ödediği gibi ertesi gün oraya bir doktor götürüp kocasını muayene ettirir, ilaçlarını alır ve üzerine üflenen hayır dualarıyla oradan ayrılır.

*

İnsanın günlük yaşamı bir eylemler sürecidir.

İnsan, hoşuna gitse de, gitmese de hep devamlı bir işlev sarmalı içindedir.

Dünya üzerindeki farklı insanların, yaşadıkları sürece her zaman birbirlerine gereksinim duymaları çok doğaldır.

Yaşamda tesadüf diye bir şey yoktur.

Bizler, sahip olduğumuz enerjilerle her türlü olayı, kişiyi ve durumu kendimize çeker ve o enerjilerin niteliğine göre olumlu ya da olumsuz şeyler yaşarız.

Hayatın sadece beş duyumuzla algılayabildiğimiz şeylerle sınırlı olmadığını anladığımızda ve egomuz tarafından bastırılan iç sesimizi duyabilir hale geldiğimizde unuttuğumuz içtenliği ve dürüstlüğü bize yaşatacak olan başka bir dünyaya da adım atmış oluruz.

İsterseniz mucize deyin, evrenin doğal düzeni bunu sağlar.

İnsan, hayatının belli noktalarında, durup düşünür: “Neden her şey bir anda ters gitmeye başladı? ”.

Oysa ters giden, olmasını beklediğimiz ya da planladığımız şeyler değildir.

Onlar bizim beklentilerimizdir.

Biz sadece öyle olmalarını isteriz.

Ne var ki, biz istiyoruz diye öyle olacaklar şartı yoktur.

İşte gözden kaçırıp üzüntüye sebep olan durum budur. Olan sadece hayatın kendisidir.

Çünkü hayat, biz başka planlar yaparken olanlardır.

Eğer; İnsanlar arasında, sevgi varsa, Saygı varsa, bir insancıl duygu pırıltısı varsa, her zaman karşılıklı bir anlayış platformu var demektir.  Saygılarımla.

Yasal Uyarı: Yayınlanan haberin tüm hakları URFAHIZMET.COM'a aittir. Kaynak gösterilse dahi haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.

Ayrıntılar için lütfen tıklayın

 Yorum Yapın
  Yazarın Önceki Yazıları
03.11.2018
07.09.2018
 
anasayfam yap
 




URFAHIZMET.COM © Tüm hakları saklıdır. Site içeriği izinsiz kopyalanamaz. Haberlere ve köşe yazılarına yapılan yorumların sorumluluğu yorum yapanlara aittir.
 
 
 
08.12.2019 03:46
Pazar
 
 
 
Kullanıcı: Şifre:
 Beni Hatırla      Şifremi Unuttum