• Gündem
  • Spor
  • Siyaset
  • Ekonomi
  • Magazin
  • Aktüel
  • Yaşam
  • Asayiş
  • Video
  • İlçeler
  • 3.Sayfa
  • Medya
  • Sağlık
  • Eğitim
  • Kültür-Sanat
  • Turizm-Tarih
  • Borsa
  • Teknoloji
  • Resmi İlanlar
  • Seri İlanlar
  • Sosyal İlanlar
  • Urfa Rehberi
  • Oteller
  • Restoranlar
  • Kültürel Etkinlikler
  • Sinema
  • Tiyatro
  • Konserler
  • Sergiler
  • Nöbetçi Eczaneler
  • Linkler


 
  
Ebru Okutan Akalın'la  -  Ropörtajlar
Mehmet Göncü Ropörtajı
        

‘Nefes aldığımız  sürece sürekli üretmek 
zorundayız, yoksa varoluşun anlamı olmaz’

HİZMET’in  “Google amca” lakaplı yazarı Mehmet Göncü, müthiş hafızasını neye borçlu olduğunu, hastalıkla nasıl mücadele ettiğini, yazılarında neden pozitif bir üslûp kullandığını anlatırken,  hayata dair kulaklara küpe olacak mesajlar verdi: 

“Gerçek manada emeklilik yoktur, kişi nefes aldığı sürece bir şeyler üretmek zorundadır. Eğer biz düşündüğümüz gibi yaşayamazsak neye yarar ki yaşamak. Çiçekten bahsediyorsun, ağaç ekmiyorsun, böyle olmaz. Yardımdan bahsediyorsun, yardım yapmıyorsun, olmaz. Toplumun güzel motive olmasını istiyorsun ama yazmıyorsun olmaz. Her boyutta güzel ve olumlu davranışlarla birbirimize örnek olalım ve her platformda ve mekanda doğru yaşama kurallarına noksansız uymaya çalışalım.”

Ebru OKUTAN AKALIN

 

Mehmet Bey, sizi yazılarınızla ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarına katkılarınız ile tanıyoruz ancak yine de sizin dilinizden Mehmet Göncü kim dinlemek isteriz. Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Ben yaklaşık 300 yıllık Urfa orijinli bir ailenin çocuğuyum. Urfa Merkez Askeri Mahalle nüfusuna kayıtlıyım, şimdiki ismi Kendirci Mahallesi'dir. 1942 doğumluyum, ilk, orta ve lise öğreniminden sonra mesleki eğitimimi Kayseri ve Ankara'da tamamladım. İçişleri Bakanlığı'nda görev yaptım, memuriyet görevime Emniyet teşkilatında başladım, ülkemizin çeşitli illerinde çalıştım. En son Tekirdağ ili Malkara ilçesinde Baş komiser rütbesinde iken kendi isteğimle 1983 yılında emekliye ayrıldım ve gelip ecdat diyarım olan Urfa'ya yerleştim.

Emekli oldum diyorum ama benim inancıma göre yaşam olgusu içersinde gerçek manada emeklilik diye bir şey yoktur. Kişi nefes aldığı sürece bir şeyler üretmek zorundadır. Tabii ki gücü ve becerisi el veriyorsa. Ben de öyle yaptım. İlkin amme hizmetine matuf  bir çok derneğe üye oldum; Kızılay, Tema, Çevre Vakfı ve Sosyal Yardımlaşma Vakfı gibi. Bu  kurum ve vakıflar tüm insanlığı ilgilendirdiği için çok önemlidir ve faydalıdır. Sonra Şanlıurfa Vakfı, Esnaf Odası, Huzur ve Güven Derneği gibi kuruluşlara üye oldum. Bunların bazılarında yöneticilik de yaptım. Bu arada ticaretle de uğraştım, bir anonim şirkette müdürlük yaptım. Her fırsat bulduğumda da edebiyatla uğraşıp şiirler yazdım. Ayrıca yaşam tecrübelerimi ve günlük yaşadıklarımla ilgili toplumu alakadar eden hususların objektif ve sübjektif sentezlerinin analizlerini yorumlayıp yazıya döktüm ve gazeteniz Hizmet'te makale şeklinde yayınladım. Halen de bu misyonumu sürdürüyorum. Bana bu imkanı sağladığı için HİZMET Gazetesi ailesine de teşekkür ediyorum.

Yani siz bu anlattıklarınıza göre hiç emekli olmadınız?

Evet çünkü bilgi bir derya gibidir, hep öğrenmek zorundayız.  Her zaman söylerim;  her gün yeni bir şey öğreniyorum,  yeni bir kitap alıyorum.

Eşim benim kitap almama hem seviniyor,  hem de bazen serzenişte bulunarak “bütün ekonomik değerini kitaplara dağıtıyorsun” diyor. Ama torunlarımıza kalacak çok kitap var, başka bir zenginliğimiz yok.

Sizin çok güçlü bir hafızanız var, hatta sizi yakinen tanıyan engin sohbetinize nail olanlar size “Google Amca” diyor? Bu güçlü hafızayı neye borçlusunuz?

Estağfurullah bu benzetme bizi sevenlerin teveccühü ancak hafızamı neye borçlu olduğumu sorarsanız tekrar etmeye diyebilirim. Okuduğum kitapları tekrar okumak gibi bir alışkanlığım var. Ayrıca elimden geldiğince iyi beslenirim, kötü alışkanlıklardan ve stresten uzak dururum. Bir de çocukluğun ilk 6 yılı çok önemlidir; önce anne sütü, sonrasında ise süt ürünleri ile beslenmek lazım. Benim annem beni çok iyi besledi, 6 yaşına kadar süt verdi bana. Bana hep kurban keserdi, ben de her fırsatta o bırakmasa da ayağını öperdim. Annem çok modern, çağdaş düşünen, imanlı, inanan, saygı değer bir anne idi. Çok özveriliydi. Kız kardeşlerimi okuttu, ben de destek oldum. Babam da medeni bir adamdı, bize çok kitap bıraktı; belki abartısız 1000 kitap. Bize bol bol kitap okuturdu.

Kaç kardeştiniz?

Biz 9 kardeştik, 4 kardeşim vefat etti. Şuan hayatta olan 3'ü erkek, 2'si kız 5 kardeşiz. Büyük kız kardeşim de kitap severdi, çocuklarının biri genel müdür, biri uzman doktor, diğeri ise doçenttir, Almanca ve İngilizce kitap yazacak düzeyde iyi iki yabancı dili vardır, şu anda ise Amerika'da. Annem çocuklarına çok önem verirdi, yemezdi yedirirdi ve bizi çok severdi. Tevfik Fikret'in bir sözünü ben annemden duymuştum "Kız çocuklarını okutmayan toplumlar erkek çocuklarını bedbaht etmiş olurlar".

Benim için anneden kutsal hiçbir şey yok. Benim halam mezarına şunu yazdırmıştı; "mezarıma ağaç dikin, yavrularım gelsin gölgelensin". Anne Tanrıdan sonra en kutsal varlıktır. Çünkü karşılıksız bir sevgi verir evlatlarına.

 

Sizin birde anlatma yeteneğiniz var; akıcı, insanı derinden etkileyen. Bununla ilgili bir eğitim almadınız değil mi?

Eğitim almadık elbette ama şiir dilinin özünü öğrendik. Gençlik yıllarımızda arkadaşlarımızla ağaç diplerinde, parklarda oturur bir birimize şiir okurduk; sen o şiiri bilmiyorsan ver 5 kuruş, o bilmiyorsa o versin 5 kuruş. Bu sefer benden 5 kuruş gitti mi, giderdim eve babamı sıkıştırırdım, yeni bir şiir öğrenirdim, sonra kütüphaneye gider kitapları karıştırırdım. Mutlaka bir şiir ezberler gelir, okurdum, bilmiyorsa ver paramı ama biliyorsa gitti para.  İşte böylelikle yüzlerce şiir ezberledik arkadaşlarla. Benim şimdi abartısız 300 şiir ezberimde var, kimden sorursan sor hepsini bilirim.

Babamın bir nasihati vardı; “Oğlum dost tutacaksan onu bir sınavdan geçir; dikkat et, bir elmayı keser çoğunu kendi alır gerisini sana verirse sakın kızma, üç hak ver, kimse sütten çıkmış ak kaşık değildir, hepimizin kusurları vardır, kusurlarımız olmasa güzellikler olmaz. Daha sonra 2 kez yine aynısını yaparsa hakkını kullanmış olur ama yine de son bir şans ver. 4. defa da yaptı mı ondan irtibatı kes ama hasım olma çünkü dünyada 1000 dost azdır bir düşman çoktur". Ben de mümkün olduğunca bu nasihate uydum, güzel dostluklar kurmaya çabaladım. Bu bana çok değerli şeyler kattı. Şiir okuma alışkanlığım da bu dostluklardan ileri gelir.

Siz yazılarınızda hep olumlu bir dil kullanıyorsunuz, neden?

Aslında ben sadece yazılarımda değil, yaşamımda da hayatın olumlu yanlarını görmeye çalışan bir insanım. Aslında bardağın dolu tarafını da, boş tarafını da görüyorum ama  dolu tarafını temel alarak yazı yazıyor, yaşamımı da bu güzellikler üzerinden sürdürüyorum. Yazılarımda da konuları dolaylı yoldan anlatırım çünkü neticede karşımızda insan var ve insan yapısı gereği emir almaktan hoşlanmaz. Hangi konuyu yazarsan yaz konunun muhatabını yücelterek motive etmekten başka çare yoktur, yoksa yapmaz. Bir de insanların güzel yanlarını anlatmak lazım,  3-5 defa olumsuz bir durumu olumlu yollarla anlatırsanız sonunda beyin onu algılar ve güzele dönüştürür. Bu çok önemli bir hadisedir. Hayata güzel yandan bakmak gerekir.

Mevlana arkadaşlarıyla yürürken bakıyor ki arkadaşları burunlarını kapattılar, yüzlerini ekşittiler. Orada köpek ölmüş ve leşi kokmuş. Mevlana arkadaşlarına bir ders veriyor, diyor ki “arkadaşlar, hele bakın bu köpeğin ne güzel sedef dişleri var pırıl pırıl, yaradan ne güzel yaratmış.”

Yunus da bunu güzel dile getiriyor, diyor ki; “Elif okuduk ötürü, pazar eyledik götürü, yaradılanı hoş gör yaradandan ötürü."

Ben yolda yürüyorum yoldan geçenler gelip benim elimi öpüyor ve diyorlar,  “Amca yazıların ne kadar güzel” ve beni yapıcı şekilde uyarıyorlar ama tersini de yapabilirler. Peki o zaman ne olur? Ben bu olumsuzluklar içinde yazı yazamam.

İnsan iki şey için diğer canlılardan ayrılmıştır; Birincisi demin söylediğim gibi emir almaz, ikincisi ise saygı görmek için yaşar.  Diğer canlılarda bu yoktur; saygı görmek için, mevki makam sahibi olmak için, zengin olmak için kaygı duymazlar. Bu insanların derdidir, mevki, makam, zenginlik hep saygı görmek içindir.

Memuriyet görevini nerelerde yaptınız?

Van, İstanbul, Uşak, Kayseri, Ankara ve Tekirdağ illerinde görev yaptım. Aradan 50 yıl geçmiş olmasına rağmen halen Vanlı, İstanbullu, Uşaklı, Kayserili, Ankaralı ve Tekirdağlı eskimez vefalı dostlarımla arkadaşlıklarım devam ediyor. Bence memuriyetin en güzel yanı da budur. Yüce Mevla'm tüm dostlarımdan razı olsun. Ölenlere de Tanrıdan rahmet diliyorum.

Beyoğlu ekipler amirliğini kaç yılında yapmıştınız?

1976 yılında yapmıştım. Beyoğlu'nda herkesin şahidi bendim,  herkes beni şahit gösterirdi çünkü polisin bir görevi vardır ki bence en önemlisidir; acizlere yardım etmek.  Polis yalnız asayişten sorumlu değildir. Ben mahalleyi gezer, herkesi tanımaya çalışırdım. Yoksulları tespit ederdim. Varlıklı insanlara rica ederdim, “Sizin belki haberiniz yok ama mahallede böyle bir durum / dram var” derdim. Şimdi Urfa Kent Müzesi'nde benim de bir yazım var; "Eskiden bir mahallede zengin varsa o mahallede fakir olmazdı, yardımlaşma, dayanışma olurdu". Yunus, bunu şöyle dile getirmiştir “Sen sana ne sanırsan, başkasına da onu san".

Yunusun çok güzel bir formülü daha vardır;“Gelin tanış olalım/İşi kolay kılalım,/Sevelim, sevilelim/Zira bu dünya kimseye kalmaz”.

Formüle bak,  ilkin sevelim diyor, sev ki sevilmeye layık ol diyor.
Çevre sorunlarına da çok duyarlı olduğunuzu biliyoruz. Ayrıca çok güzel bir bahçeniz var ve ağaçları, çiçekleri, yeşili koruyor çok önemsiyorsunuz.
Evet aslında biraz da topluma örnek olmak için ilgileniyorum.  Güzel bir söz vardır; 'Kişi düşündüğü gibi yaşamazsa yaşadığı gibi düşünmeye başlar'. Bu çok önemlidir; eğer biz düşündüğümüz gibi yaşayamazsak neye yarar ki yaşamak. Çiçekten bahsediyorsun, ağaç ekmiyorsun, böyle olmaz. Yardımdan bahsediyorsun, yardım yapmıyorsun, olmaz. Toplumun güzel motive olmasını istiyorsun ama yazmıyorsun olmaz.

Bu günün Urfa'sı ile eski Urfa'yı kıyaslarsanız nasıl bir değişim görüyorsunuz?

Bildiğiniz gibi Urfa 12 bin yıllık kadim bir şehirdir. Bir çok uygarlıklar bu kentte yaşamıştır. Yani özetle Urfa Mezopotamya, Anadolu ve Batı Asya medeniyetlerinden harmanlaşmış olan çok zengin bir konumdadır. Şöyle ki: savaşlar dahil bir çok sebebe bağlı olarak Urfa'ya gelen çeşitli etnik yapıda ve inançta olan kavimlerin, esnaf, sanatkar olanlarla eğitim ve güvenlik kurumları kent merkezlerine yerleşmişlerdir. Hayvancılıkla iştigal edenler dağ köylerine ve yaylalara, hem tarım ve hem de hayvancılıkla uğraşanlar ise ovalarda ikamet etmişlerdir. Zaman içerisinde çeşitli sosyolojik sebeplere bağlı olarak kırsaldan kentlere göç olmuştur. Bazen de kentten kırsala göçler meydana gelmiştir.

Her iki olayda da bir uyum, yani adaptasyon süreci vardır. O süreç kent için üç nesle tekabül eder. Çok hızlı ve yoğun göçler uyum sürecini biraz geciktirir.

Bizim gençlik yıllarımızda Urfa'da kırsaldan kente göç hemen hemen yok gibiydi. Suyun gelmesi traktör ve tarımsal endüstri araçları göç olayını ilimizde fazlalaştırmıştır. Bu da ilimize ayrı bir zenginlik ve güzellik katmıştır. Bu nedenle diyorum ki, her konuda ve her boyutta güzel ve olumlu davranışlarla birbirimize örnek olalım ve her platformda ve mekanda doğru yaşama kurallarına noksansız uymaya çalışalım.


Siz olaylara olumlu yaklaşmayı özümsemişsiniz, söylediklerinizin hepsi kendi yaşamınızda var aslında hiçbiri kitaplardan alıntı değil, ezberlenmiş değil.

Dedim ya ben bardağın dolu tarafından bakmayı seviyor ve hayatımın tüm alanlarına bunu yansıtmaya çabalıyorum. Size geçen günlerde bir fareyle yaşadığım anı anlatayım isterseniz. Eve bir fare girmiş, evdeki hanımlar korkuyorlar. Hanıma merak etme dedim, gittim bir fak aldım getirdim, yakaladım. Beni gördü ve korktu. Kendisi küçücük, bir de hapse girmiş; özgür olsa kaçacak.  Bana baktı, parmakları küçücük, gözlerime bakıyor. Ben dedim "Korkma sakın,  ben sana bir şey yapmam, sakinleş, senin de yaşama hakkın var bu gezegende, benim de. Senin de bir görevin var, benim de". Çünkü farelerin hayatını okumuşum, bütün görevlerini biliyorum. Hem yemdirler, hem de avcıdırlar ama kusura bakma dedim, aynı dairede olmaz, ben seni götüreceğim.  Aldım fakından beraber, gittim sulak bir dağlık alana bıraktım. Gitti baktım suyun kenarına su içmeye başladı, demek susuz kalmış ve döndü bana baktı. Uzun müddet bana baktı, eğer ben onu öldürseydim, hayatım boyunca kendimi affetmezdim.

Sinekler bile öyle, bazen içeri giriyor, girebilir. Sineğin ömrü 14 gün. Sinekler dünyadaki bütün pis kokuları çekmek için yaratılmıştır, o kadar üreme kabiliyeti yüksektir ki, bir çift kalsa yer kürede ölmese öldürülmese yer küreyi yarım metre kaplayacak şekilde ürer. Onlar kötü kokuları temizlemeselerdi yaşayamazdık. Eğer sineğin gelmesini istemiyorsak orayı temiz tutacağız. Sonra sinek çok kabiliyetlidir, öne arkaya, sağa, sola manevra yapabilir. Saatte 5 bin kilometre hız yapabilir. Sinek deyip geçme, harika bir canlıdır. Bazen eve geliyor yakalıyorum pencereden dışarı, yolun açık olsun diyorum uçuruyorum. Öldürmeye ne hakkım var? Hakkımız yok, hiçbir canlıya zarar vermeye hakkımız yok.

Aile kurumu hakkındaki fikirlerinizi de paylaşabilir misiniz?

Aile vefalı ve sadakat içinde olmalıdır. Özellikle eşler bir birlerine her konuda çok sadık olmak zorundadırlar. Bilindiği gibi yaradılış konsepti içersinde erkek poligamdır. Kadın ise monogamdır. İşte bu nedenle erkeğin sadakati onu bir insan olarak çok yüceltir. Kadın ise annelik gibi çok ulvi bir vasfı taşıdığı için zaten doğal olarak en yüksek konumdadır. Özetle; ister erkek olsun ister kadın olsun, insanoğlunu diğer canlı-lar-dan ayıran en büyük özelliği eşlerin birbirlerine olan her boyuttaki sadakatidir. Birde şartlı refleks var, her gün seviyorum diyeceksin, beyinler onu kaydedecek ve sana yansıtacak. Çok önemlidir. Hayatı güzel kılar yani, en önemli olan şeydir sadakat, ben en çok bunun üzerinde dururum.

Hiç kuşku yok ki bütün canlılar var oluşlarının gereği olarak nesillerini sürdürmek için büyük bir mücadele verirler. İnsanoğlu da doğal olarak bu ulvi hadiseyi devam ettirmeyi kendine baş görev sayar. Gerçekten evlat sahibi olmak, yaşarken elde edilecek en büyük mutluluktur. Ya hele torun sahibi olmak, anlatılamaz bir sevinç ve güzelliktir. Bu konuda aziz dostum Fuat Kürkçüoğlu'nun mani şeklinde çok güzel veciz bir sözü var;

Sağlık sorunlarınız sizi nasıl etkiledi?

Her canlı gibi insan da bir gün gelir hastalanır. Ben de bu sene önemli bir hastalık geçirdim gerçi tedavim halen devam ediyor ancak eski durumuma göre çok şükür şimdi daha iyiyim. İşte bu iyileşmemi önce Allah'ın inayetine, sonra doktorlarımın, sağlık personellerinin ve yüzlerce aziz dostumun iyi dualarına borçluyum. Ayrıca; bahçemde ellerimle diktiğim ve bakımlarını yaptığım ağaçlarla, balkonumda yetiştirdiğim çiçeklerden aldığım faydalı sinyallerin de iyileşmemde çok büyük rollerinin olduğuna inanıyorum.

 

Bu manada dualarını benden esirgemeyen tüm dostlarımdan, akrabalarımdan, doktorlarımdan ve tüm sağlık görevlilerinden yüce Mevla'm binlerce defa razı olsun. Sizlere de gelip beni evimde ziyaret ettiğiniz için sonsuz minnet ve şükranlarımı arz ediyorum.

Editörden

Google Amca

Bir gün gazetede çok değerli yazar Sabri Dişli ile oturmuş sohbet ediyorduk. Birden odanın kapısı çalındı ve odaya sevgili yazarımız, büyüğümüz Mehmet Göncü girdi. Sohbetimiz onun da katılımıyla daha derinleşti. Öyle ki, ne söylüyorsak Mehmet Amca o konu hakkında analitik bilgisini konuşturuyor ve bize söyleyecek söz bırakmıyordu. İşte o gün Sabri Dişli ona "Google Amca"  lakabını yakıştırmıştı.

Mehmet Göncü, her zamanki tevazusuyla bu benzetmeye karşı çıksa da, bu lakabı sonuna kadar hak ediyordu. Mehmet Göncü ile yapmış olduğum söyleşiden sizler de o gün yapılan bu yakıştırmanın ne kadar doğru olduğunu görmüşsünüzdür.

Elbette bir insanın salt bilgiye sahip olması onun değerini belirlemez, daha önemli olan o bilgiyi gündelik yaşamına ne kadar yansıtabildiğidir. İşte Mehmet Göncü'yü Mehmet Göncü yapan da edinmiş olduğu bilgiyi yaşamıyla harmanlamayı başarmış olmasıdır. O, düşüncelerini gerçekleştirmeyi başarabilmiş nadir insanlardandır.

Geçirmiş olduğu rahatsızlık tüm okurlarını ve sevenlerini üzdüğü gibi biz HİZMET Gazetesi Ailesini de derinden sarsmıştır. Ancak ne mutlu ki insanların kendisinden aldığı sevgiyi kendisine vermesiyle yine ayağa kalkmıştır. Aslında Mehmet Göncü ektiği sevgiyi biçmiştir. Yine hayata tutunmuş ve yüzümüzü güldürmüştür. Ben onun gibi değerli bir Urfalıyı tanıyor ve yazılarını gazetemizde yayınlıyor olmanın haklı gururunu hep yaşadım ve yaşıyorum. Bu nedenle ona çok teşekkür ediyor ve sağlıklı uzun bir ömür diliyorum. İyi ki varsın Google Amca... 

Yasal Uyarı: Yayınlanan haberin tüm hakları URFAHIZMET.COM'a aittir. Kaynak gösterilse dahi haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.

Ayrıntılar için lütfen tıklayın

 Yorum Yapın
Asım Yanık
16.01.2016 14:42:35
Ebru Hanım Merhaba Mehmet Amcaya Ellerinden Öpüyorum. Sizden Bir Ricam Olacak. Mehmet Amcanın Bekir Adında Abisi Yada Kardeşi Var Mı? Eğer Var İse As_66_Yanik@Hotmail.Com Bildirirsen Seviniirim. Hörmetler Ederim.
faik çadak
23.01.2015 00:12:19
Memet Amca Gibin Abılerımız Urfamızın Bastacıdır Selamlar Hurmetler.
EBRU HANIM BUNUDA DİLE GETİRİĞN LÜTFEN
23.12.2014 07:31:06
Urfada Bir Dünya Vergisiz Ve Yılardır Ruhsatsız Vergisiz Esnaf Var Sayın Başkan Neden Göz Yumuluyo Biz Vergili Esnaf Enayimiyiz Haksız Kazanç Ve Haksız Rekabet Ne Belediye Nede Maliye İşini Yapmıyo Yan Gelip Yatıyolar Ben Vergi Verirken Vergi Vermeyenlerle Nasıl Rekabet Yapayım Bu Adilmi Adam 5 Yıldır Burdayım Enayimiyim Vergi Vercem Diyo Maliye Ve Belediye Uyusun Maliye Bakanı Belediye Başkanları Maliye Müdürümüz Duyurudur Bu Buyrun Adresde Vereyim Atatürk Mahallesi Diş Hastane Yanı Ferah Somun Fırını Hemen Şagısında Bakkal Adam 5Yıldır Ne Vergi Ne Ruhsatı Yok Enayimiyim Diyo Vergi Vercem Biz Vergili Vatandaşlar Enayi Oluyoz Bu Durumda Bizimde Vergileri İptal Edin Ozaman Bunun Gibi 100Lerce Vergisi Ruhsatı Olmayan Var Buyrun Adresde Yazdım Gelin Bakın Gelen Kim Klimanın Karşısında Kim Kalka Kim İşini Yapıyoki Layikiyle Evet Adresde Verdim 5Yıldır Hiçmi Biri Gelmez Denetlemez Biz Vergili Enayi Vatandaşlara Her Ay Gelir Bakarlar Vergimiz Var Die Aadresimizdemi Belli Ondanmı Bize Her Ay Geliyolar Adresde Verdim 5 Yıldır Kaçak Çalışanın Ve Bikez Daha Diyom Bunun G,B, 100Lerce Belki 1000Lerce Var Neden Belediye Ve Maliye Görevini Yapmıyo Vergisiz Vatandaşa Vergilendirmiyo Biz Vergili Vatandaşların Hakkı Yeniliyo Vede Haksız Rekabet Yapılıyo Adamın Vergisi Bişeyi Yok Maliye Bakanına Email Atcam Ve Konuyun Takipçisi Olcam Lütfen Herkes Görevini Yapsın Ayrım Gayrım Yapmasın Kul Hakkıdır Kimki Hakkımızı İyiyosa Haram Zıkkım Olsun İnşallah Bu Dünyada Ve Ahiretde Hayır Görmeye Sizleri Göreve Davet Ediyom Klimanın Karşısından Kalkın Ayrım Gayrım Yapmayın Çoluk Çocugunuza Yedirdiginiz Ekmegi Helal Edin Lütfen Adres Belli Ve
Orhan Akgül- Tıbbi mümessil
11.12.2014 15:35:19
Mehmet Amca Şanlıurfanın Gönül Elçisidir Kendisi Şanlıurfada Çok Sevilen Kalender Biridir.
Ömer faruk Uçkan
05.12.2014 16:37:21
Mehmet Amcamız Şanlıurfada Çok Nadir Kalbi Güzel Donanımlı Bir Aydındır Çoğu Zaman Engin Bilgisiyle Biz Gençlere Bilgi Vermektedir Hayatı Yunus Emre Gibidir Herkesi Sever Taşı Toprağı Ve İnsanları Yani Fikir Adamıdır Yüce Allah Kendisine Uzun Bir Ömür Nasip Eder İnşallah Çünkü Biz Gençlerin Ona Çok İhtiyacı Var.
MÜSLÜM SÜZER
03.12.2014 15:42:13
Mehmet Göncü Ağabeyimizle Çok Defa Çeşitli Toplantılarda Söyleşilerde Bulundum Kendisinin Sohpetine Doyamazdım Urfadan Ayrıldım İnanedin Cok Arıyorum Allah Uzun Ve Sihhatli Ömür Versin Ellerinden Öperim Aydından Sevgiler
a. küçük
11.11.2014 18:24:19
Allah Seni Başımızdan Eksik Etmesin Mehmet Beyamca
m.ali arslan
11.11.2014 14:51:29
Ebru Hanım, Sizlere Teşekkür Ederim. Mehmet Abı Saygı Değer Ve Kendini Taşıyan Bir Kişi Allah Ona Uzun Ve Hayırlı Ömürler Versin....Saygılarımla....
  Yazarın Önceki Yazıları
30.05.2015
 
anasayfam yap
 






URFAHIZMET.COM © Tüm hakları saklıdır. Site içeriği izinsiz kopyalanamaz. Haberlere ve köşe yazılarına yapılan yorumların sorumluluğu yorum yapanlara aittir.
 
 
 
01.10.2020 01:38
Perşembe
 
 
 
Kullanıcı: Şifre:
 Beni Hatırla      Şifremi Unuttum