• Gündem
  • Spor
  • Siyaset
  • Ekonomi
  • Magazin
  • Aktüel
  • Yaşam
  • Asayiş
  • Video
  • İlçeler
  • 3.Sayfa
  • Medya
  • Sağlık
  • Eğitim
  • Kültür-Sanat
  • Turizm-Tarih
  • Borsa
  • Teknoloji
  • Resmi İlanlar
  • Seri İlanlar
  • Sosyal İlanlar
  • Urfa Rehberi
  • Oteller
  • Restoranlar
  • Kültürel Etkinlikler
  • Sinema
  • Tiyatro
  • Konserler
  • Sergiler
  • Nöbetçi Eczaneler
  • Linkler


 
  
Cüneyt Gökçe  -  Ölçü
"Asalak yaşama" karşısında Sahabe tavrı
        

Dava ve inançları uğruna Mekke’den Medine’ye hicret eden; yani göç etmek zorunda kalan müminlere “göç edenler” manasında “muhacir”; onlara kucak açıp her türlü desteği sağlayan Medine’nin yerli halkına da “yardımcılar” anlamında “ensâr” denilmiştir.

Tüm çaba ve gayreti, barış ve huzur ortamını sağlamak olan Hz. Peygamber; kaynaşma ve dayanışmayı temin etmek maksadıyla, Muhacir ve Ensârı karşılıklı olarak birbirleriyle “kardeşleştirmiş” başka bir deyim ile kardeş olduklarını ilan etmiştir.

Hatta bu olay, “muâhât/kardeşleştirme” şeklinde bir kavram olarak literatüre geçmiştir.

Pek çok fedakârlık tablolarını içeren bu kardeşlik kurumu, Hz. Peygamber’in övgüsüne mazhar olmuş ve “örnek bir davranış” olarak nitelendirilmiştir. (Bkz. Müslim, Fedâilü's-Sahabe, 204.)

Karşılıklı hak, eşitlik ve saygı esasına dayalı olan bu kardeşliğin temelleri Enes b. Malik’in evinde, Bedir Muharebesi’nden önce atılmış ve ilk etapta –kırk beşi muhacirlerden ve kırk beşi de ensardan olmak üzere– yaklaşık doksan sahabi karşılıklı gruplandırılıp kardeşleştirilmiş ve böylece dayanışma ve kaynaşma adına çok önemli bir tablo sergilenmiştir.

Örneğin, Hz. Peygamber, Hz. Ali ile; Hz. Ebû Bekir, Hârise b. Zübeyr ile; Hz. Ömer,  Itbân b. Mâlik ile; Ebû Ubeyde b. el-Cerrâh, Muâz b. Cebel ile; Abdurrahman b. Avf da Sa'd b. Rabî ile kardeşleşmişler ve bu muazzam müessesenin sağlamlaşmasına katkı sağlamışlardır. (Bkz. Buhârî, Menâkıbül-Ensâr, 3:  ıbn Sa'd, et-Tabakât, I, 238).

Bu kardeşlikte özellikle ensâr, –yerlerinden ve yurtlarından mahrum kalan ve mağdur duruma düşen muhacir kardeşlerine– bütün imkânlarını seferber etmişler; mal, mülk ve arazilerini paylaşmayı ve bölüşmeyi teklif ettikleri gibi; fedakârlığı daha da ileri götürmüşler ve eşlerinden birisini boşayarak muhacir kardeşine nikâhlamak üzere vermeyi dahi teklif etmişlerdir.

Ancak, asil ruhlu muhacirler; asaletli kardeşleri ensârın bu tekliflerini kabul etmeyerek kendi geçimlerini kendileri temin etme yolunu benimsemişlerdir.

Örneğin, Abdurrahman b. Avf'ın, ensâr kardeşi, malının yarısını ve hanımlarından birini ona vermek istediği zaman Abdurrahman b. Avf Ensar bu teklifi kabul etmemiş ve kendisine çarşı ve pazar yolunu göstermesini istemiştir.  Nitekim kısa sürede yaptığı ticaret ile büyük bir servet sahibi olmuş ve “veren el” konumuna geçmiştir. (Bkz. Buhârî, Menâkıü'l-Ensâr, 3).

Asil ruhlu sahabenin bu tavrı, bize çok şey öğretmektedir. Her şeyden önce ellerinden tutmaya çalıştığımız insanları –imkânlar ölçüsünde– üretime katmak, tembelliğe alışmalarını engellemek, “balık verme” yerine “balık tutmayı öğretme” yolunu tercih etmek durumundayız.  Böylece dilencilerin sayısı azalacak ve toplum bu noktada rahat bir nefes alacaktır.

Güzel bir takım organizasyonlarla iş sahalarının açılması, alın teri ile geçinmenin adet haline getirilmesi en makbul bir yoldur.

Alın terinin önemsendiği ve asalak yaşamanın son bulduğu bir dünya dileğiyle…

Yasal Uyarı: Yayınlanan haberin tüm hakları URFAHIZMET.COM'a aittir. Kaynak gösterilse dahi haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.

Ayrıntılar için lütfen tıklayın

 Yorum Yapın
  Yazarın Önceki Yazıları
03.11.2016
22.04.2016
01.04.2016
 
anasayfam yap
 






URFAHIZMET.COM © Tüm hakları saklıdır. Site içeriği izinsiz kopyalanamaz. Haberlere ve köşe yazılarına yapılan yorumların sorumluluğu yorum yapanlara aittir.
 
 
 
14.07.2020 01:18
Salı
 
 
 
Kullanıcı: Şifre:
 Beni Hatırla      Şifremi Unuttum