• Gündem
  • Spor
  • Siyaset
  • Ekonomi
  • Magazin
  • Aktüel
  • Yaşam
  • Asayiş
  • Video
  • İlçeler
  • 3.Sayfa
  • Medya
  • Sağlık
  • Eğitim
  • Kültür-Sanat
  • Turizm-Tarih
  • Borsa
  • Teknoloji
  • Resmi İlanlar
  • Seri İlanlar
  • Sosyal İlanlar
  • Urfa Rehberi
  • Oteller
  • Restoranlar
  • Kültürel Etkinlikler
  • Sinema
  • Tiyatro
  • Konserler
  • Sergiler
  • Nöbetçi Eczaneler
  • Linkler


 
  
Cüneyt Gökçe  -  Ölçü
HZ. ÖMER’İN ON UYARISI
        

 

 

Adaletiyle cihan tarihine ismini yazdıran ve “adalet” kavramıyla özdeşleşen Hz. Ömer’in –tıpkı diğer sahabi efendilerimiz gibi– pek çok güzel sözleri ve ibretli ikazları vardır. Bugünkü yazımızda on maddeden oluşan bir nasihat destegülünü sizlerle paylaşmak istiyoruz.

 

Bu destegülde Hz. Ömer, dikkat çektiği on hususun diğer on özellikle kıymet kazandığını ve onlar olmadan berikilerin hiçbir değeri bulunmadığını ifade etmekte ve bunların birbirlerinin tamamlayıcısı olduğuna dikkat çekmektedir:

 

1-Takvadan yoksun aklın yararı olmaz. Akıl gerçekten büyük bir nimettir. Bu nimetin nimet olması, prensipli oluşuna, vahiyden beslenişine; kısacası takvalı bir özelliğe sahip bulunuşuna bağlıdır. Aksi takdirde akıl; karanlık, zulüm ve sömürünün kaynağı olur.

 

2-Bilgiden mahrum fazilet noksan sayılır. İlim, insanı mükemmelleştiren bir unsurdur. Bilgiden yoksun olan kişinin nerede ne zarar vereceği kestirilemez. Cehalet, toplumları geri bırakan önemli bir faktördür. Bu yüzden erdemlik ancak bilgi ile tamamlanır. Atalarımız boşuna: “Cahil bir dostun olacağına alim bir düşmanın olsun” dememişler. Bilgin kimse ile her zaman irtibat kurulabilir, ikna edilebilir. Şu halde fazilet ancak ilimle tamamlanır.

 

3-Korkusuz başarı, başarı değildir. Elde edilen başarı ya da sıkıntı sonrası ulaşılan kurtuluş hiç kimseyi baştan çıkarmamalı, gevşetmemelidir. Bu durumların “geçici” olabilecekleri hesaba katılmalı ve her an için kaybedebilme ihtimali göz önünde bulundurulmalıdır. Tabii ki bu “sürekli şüpheli olun, hayatınızı zehir edin” şeklinde anlaşılmamalıdır. Burada ifade edilen sürekli tedbir ve sürekli çalışmadır.

 

4-Adaletten mahrum yöneticinin sonu hüsrandır. Yönetim ve idarenin sırrı ve iksiri “adalet”tir. Reayasının dua ve muhabbetini elde etmek isteyen yönetici her zaman adaletli olur. Böylece huzurlu yaşadığı gibi huzurlu yaşamaya da vesile olur. Adaletten mahrum bir yöneticilik sıkıntılı ve kısa süreli olur. Böyle bir yönetici sadece nefret, kin ve beddua alır.

 

5-Edep ve terbiyeden nasipsiz bir asaletin hiçbir değeri yoktur. Asil ve asaletli kişi, bu vasfın sarhoşluğu ile yaşamamalıdır. Başka bir ifadeyle, asil kişi asaletine uygun hareket etmeli, edep ve terbiyenin zirvesinde bulunmalı ve etrafına örnek olmalıdır. Asil adam şımarıklıktan uzak olmalıdır. Edep ve terbiye en büyük sermayedir.

 

6-Emniyetsiz refah saadet getirmez. Sevinç, ferah ve refahın gerçek anlamlarında olabilmesi ve bu vasıfta yaşanabilmesi güvenlik şartına bağlıdır. Emniyetten mahrum bir refahın saadet ve mutluluk getirmesi düşünülebilir mi? Emniyet ve güven varsa huzur, saadet ve mutluluktan söz edilebilir. Emniyette ve güvende olmayan kişi ne kadar varlıklı olursa olsun gerçek anlamda mutlu değildir.

 

7-Cömertlikten mahrum zenginliğin hiçbir değeri yoktur. Zenginlik, şükür gerektiren ve sosyal sorumluluğu olan önemli bir olgudur. Veren el, alan elden üstündür. Ancak “veren” olmak şartıyla… Yalnızca biriktirmeye yönelik bir zenginlik sadece mal hamallığıdır. Mal, fakir ve yoksulu gözetlemek ve şükür görevini yerine getirmekle kıymet kazanır. Yalnızca “biriktirilen” mal mutluluk bahşetmez.

 

8-Fakirlik kanaatle değer kazanır. Zenginlik imtihan aracı olduğu gibi fakirlik de sabırla karşılanması gereken ve kanaatle süslenmesi icap eden bir realitedir. Sabır ve kanaat gösterilmediği takdirde sadece sıkıntı artar. Fakirlikten kurtulmanın reçetesi kanaatsizlik göstermek değildir. Çalışıp gayret göstermek elbette yasaklanmamıştır. Ancak verilene kanaat göstermek de esastır.

 

9-Tevazu olmadan büyüklük olmaz. Bir kimsenin yüce bir mevkide bulunması tevazudan mahrum olmasını gerektirmediği gibi; bu makamın hakkını eda etmek tevazu ile mümkündür. Kim Allah için tevazu gösterirse, Allah onu yüceltir. Tevazu ve “mukteza-yı hale mutabık hareket etmek” durumunu da karıştırmamak gerekir. Makamın izzetini korumak kibirli olmayı gerektirmez. Hem mütevazı hem de olgun olabilmek pekâlâ mümkündür.

 

10-Sonuca ulaşmayan çaba heba edilmiş sayılır. Bütün çaba ve gayretlerimiz başarılı olmaya yönelik olmalıdır. Üzerimize düşeni yapmak esas olandır. Başarı ihsan etmek ise Allah’ın vazifesidir. Ancak biz, hangi alanda olursa olsun çabalarımızı yarım bırakmamamız gerekir. Bütün hedefimiz sonucu elde etme üzerine bina edilmeli ve tabii ki netice Allah’a havale edilmelidir.

 

Ders almak dileğiyle…

 

Yasal Uyarı: Yayınlanan haberin tüm hakları URFAHIZMET.COM'a aittir. Kaynak gösterilse dahi haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.

Ayrıntılar için lütfen tıklayın

 Yorum Yapın
  Yazarın Önceki Yazıları
03.11.2016
22.04.2016
01.04.2016
 
anasayfam yap
 






URFAHIZMET.COM © Tüm hakları saklıdır. Site içeriği izinsiz kopyalanamaz. Haberlere ve köşe yazılarına yapılan yorumların sorumluluğu yorum yapanlara aittir.
 
 
 
13.07.2020 22:43
Pazartesi
 
 
 
Kullanıcı: Şifre:
 Beni Hatırla      Şifremi Unuttum