• Gündem
  • Spor
  • Siyaset
  • Ekonomi
  • Magazin
  • Aktüel
  • Yaşam
  • Asayiş
  • Video
  • İlçeler
  • 3.Sayfa
  • Medya
  • Sağlık
  • Eğitim
  • Kültür-Sanat
  • Turizm-Tarih
  • Borsa
  • Teknoloji
  • Resmi İlanlar
  • Seri İlanlar
  • Sosyal İlanlar
  • Urfa Rehberi
  • Oteller
  • Restoranlar
  • Kültürel Etkinlikler
  • Sinema
  • Tiyatro
  • Konserler
  • Sergiler
  • Nöbetçi Eczaneler
  • Linkler
 
  
Bülent Okutan  -  Başyazı
OCAĞI SÖNMÜŞ, BIRAKIP GETMİŞTİ!..
        

  

kazancı aga.JPG

                                                  Foto:Nedim Atilla

 

   Soğuk kendini iyiden iyiye hissettirirken gözleri yer yatağının az ilerisinde ki sobaya takıldı. Ocağa benzetti bir an katalitik sobayı. Tüple çalışıyordu çünkü. Çocukluğu aklına geldi. Yaşlı annesi yemekten sonra odanın ortasına küçük tahta masayı getirip koyardı. Masanın altına da babasının yemek sonrası kahvesinin piştiği o sarı mangalı. Bir dantel örtüsü özeni  ile serilirdi çiçek desenli yorgan masanın üstüne. Bellerine kadar çekip altına üşüşürlerdi kardeşleriyle. Sıcacık olurdu yorganın içi. Sohbet faslı  ise bir başka sıcaktı.

 

 Dışarda ki sokak lambasından sızan ışık,  takvimin olduğu duvarı aydınlatıyordu. Yaprağı koparmayı unuttuğunu anımsadı. 18 Ocak değil di ki. Ama üşüyordu. Bunun için de, o saatte kalkılmazdı ki.

 

  Soğuktu, aklına yıllar öncesinin Urfa’sı geldi bir an. Hani o üstü açık yazlık sazlarda çalıp söylediği yıllar. Nafıa Müdüründen tutunda, Maarif Müdürüne kadar takım elbise ile gelir, içerlerdi kendisini dinlerken. Hep ortada otururdu sahnede, ayaklarının altında ihmal etmediği tahta kürsüsü ile. Kürsü hem cümbüşüne destek verirdi, hem de yerin soğuğunu geçirmezdi topuklarına saatler boyu. Üstü açık, yazlık sazlar kapanınca onunda yaşamında bir şeyler kapanmıştı. Kapısında Night Clup yazan salaş mekanlarda çalıp söylüyordu artık. Penceresiz, karanlık  o pavyonlarda boğulacak gibi olurdu. Nereye gitmişti o kravatlı insanlar, masalarında ki vazolardan aldıkları çiçekleri arada dolaşan sigara satıcısı bayanlara verenler. Yine güzel çalıyor, güzel söylüyorlardı, ama karşılarında ki gülen yüzler gitmiş, kötü bakan birileri oturmuştu ön masalara. Zor yıllardı vesselam.

 

 Yün yorganı gözlerinin hizasına kadar çekti. Neredeyse yarım asrı geçkin süredir hayat arkadaşı olan Fatma çoktaaan uyumuştu. Bir an nefes almadığını sandı. Kulak kabarttı odadaki sessizliğe.Yağmur durmuş, yan sokaktan akan suların sesi de kesilmişti. Anlayamadı. Karanlığa asılı gözlerinin önüne nedense Mecbalbahir geldi. Babasının elinden tutup onu götürdüğü o sihirli Çay bahçesi. Mecbalbahir’de çalan o gramafon. Ve pür dikkat dinleyen müşteriler. Çaylar bile karıştırılmadan içilirdi, ses olup müziğin büyüsü bozulmasın diye.

 

 Ne olmuştu müziği bu kadar çok seven insanlara. Sıra Geceleri bile aslını yitirmiş orta oyununa dönmüştü. Müzik çalınır, şarkılar söylenir ve dinlenirdi. Hele dansöz neyin nesiydi. Cümbüşün yanında ne işi vardı, gitarın, orgun. Birden aklına son öfkesi geldi.  Oğlu Naci ile otururken dükkana röportaj için gelen gazeteciye söyledikleri. Bülent Okutan’dı adı

 

galiba.

   “Pir niye küstün,  artık söylemiyecekmisin “diye sormuştu. Küsmemişti aslında ama hazmedemiyordu. Verdiği cevap aklına geldi.

 

      “Bak Okutan, demişti, sardığı kaçak tütün cigarayı  ona uzatırken;

 

     “ Ne demişti Köroğlu, Tüfek icat oldu, mertlik bozuldu. Sıra gecelerine de gitar, org, dansöz  girdi oda bozuldu, artık söylemem. İşte bu böyle bilinsin”

 

    Bu soba da nasıl sobaysa ısıtmıyordu işte. Mutfağın ocağı gibi yanıyordu. Hem ne kadar çok şey gözünün önünden bir film şeridi gibi geçmişti bu gece. Allah sonunu hayır eyleyeydi. Yandaki evin takalarında ki güvercinlerin ötüşü, sabahın habercisiydi. Yüzünü sobanın olduğu yöne döndü. Yorganı biraz daha sıkıştırdı bacaklarının arasına. Yaşlı gözleri kısılırken, sobanın ateşinin de azaldığını fark etti. Ama göz kapakları artık bir şeylere direnemiyordu ve ağırlaşmıştı sanki.

 

 Güvercin uğultularına, her zaman erken uyanan, Bıçakçı pazarı esnafı komşusunun  açtığı, radyodan yükselen belli belirsiz melodiler karışmaya başlamıştı. Bildik melodiler.

 

     İyice ağırlaşmıştı yaşlı bedeni.  Direnmekten vazgeçti, bıraktı kendini o koyu karanlığa.

 

 Güvercinler bir an uğultulu seslerini kestiler. Ve Bıçakçılar mahallesinin sokaklarını,  bıçak keskini bir gazelin hüzünlü sözleri  kapladı ;

 

 “Ocağım söndü, nasıl beladır,

 

  Bırakıp getti, bu ne devrandır”

 

   Sobanın ateşi,  oksijensiz kalan odada tam söndüğünde, koparılamayan takvim yaprakları 19 Ocağı gösteriyordu ve o bırakıp gitmişti devranı.

 

    Ruhun şad olsun PİR. Huzur içinde uyu.

 

 

Not ; Yaşayan Son Gazelhan Kazancı Bedih’i soğuk bir kış  gecesi evinde uyurken Katalik Sobadan (halk arasında ocak olarakta tabir edilir) sızan gazdan eşi ile birlikte  zehirlenmesi sonucu yitirdik. Bu yazı onun ölümünün beşinci yıldönümü anısınadır. Mekanı cennet olsun.

 

 

 

 

  Son Gazelhan Bedih’i tanımayanlar için ; http://www.kimkimdir.gen.tr/kimkimdir.php?id=3049

Yasal Uyarı: Yayınlanan haberin tüm hakları URFAHIZMET.COM'a aittir. Kaynak gösterilse dahi haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.

Ayrıntılar için lütfen tıklayın

 Yorum Yapın
  Yazarın Önceki Yazıları
06.02.2012
11.06.2011
12.04.2011
04.02.2011
25.05.2010
 
anasayfam yap
 




URFAHIZMET.COM © Tüm hakları saklıdır. Site içeriği izinsiz kopyalanamaz. Haberlere ve köşe yazılarına yapılan yorumların sorumluluğu yorum yapanlara aittir.
 
 
 
21.01.2020 19:44
Salı
 
 
 
Kullanıcı: Şifre:
 Beni Hatırla      Şifremi Unuttum