• Gündem
  • Spor
  • Siyaset
  • Ekonomi
  • Magazin
  • Aktüel
  • Yaşam
  • Asayiş
  • Video
  • İlçeler
  • 3.Sayfa
  • Medya
  • Sağlık
  • Eğitim
  • Kültür-Sanat
  • Turizm-Tarih
  • Borsa
  • Teknoloji
  • Resmi İlanlar
  • Seri İlanlar
  • Sosyal İlanlar
  • Urfa Rehberi
  • Oteller
  • Restoranlar
  • Kültürel Etkinlikler
  • Sinema
  • Tiyatro
  • Konserler
  • Sergiler
  • Nöbetçi Eczaneler
  • Linkler
 
  
Selahattin E. Güler  -  Üçüncü Göz
“İBRAHİM (A.S.)’İN YOLU” ADLI KİTABIN İNCELENMESİ
        
        Adı geçen kitap S.Ahmet Kaya imzasıyla Eyyübiye Belediyesi Yayınları (Y.No: 6) arasında 2016 yılında Şanlıurfa’da Bulut Ofset Matbaası’nda basılmış ve 112 sayfadan oluşuyor. Kitabın konusu bir peygamberin hayatını ve mücadelesini anlattığından dolayı dinler tarihine giriyor. Şahsım da bir Hz.İbrahim araştırmacısı ve bu konuda eseri olan biri olarak kitabı muhteva, teknik ve bilimsellik açısından gözden geçirdim.

Kitap dört bölümde Hz.İbrahim’in yolunu ve getirdiği haniflik dinini Kur’an ve dini literatür ışığında yorumluyor. Bu arada sonlara doğru bu büyük peygamberin hayat hikâyesine ve özelliklerine de yer vermiştir. Yazar başvurduğu dini ve tarihi kaynakları –önemli bir eksiklik olarak- dipnotta zikretmemiş, sadece kullandığı Kur’an ayetlerinin sure ve numarasını vermiştir. Kitapta ayrıca birkaç klavye hatası, dipnottaki künye eksiklikleri, yazarın kendisiyle çeliştiği yerler, gereksiz tekrarlar, muğlâk ifadeler, bibliyografik künye eksiklikleri ve bilgi hataları tespit edilmiştir. Yazarın entelektüel bir hava vererek kurduğu cümlelerin arkasının boş olduğunu görmemek mümkün değildir. Örneğin yazar, kitabın 20. sayfasında  İbrahim’in felsefesi veya klasik anlamıyla tevhit akidesi..” bağlamında bir cümle kurarak tevhid akidesinin felsefe olduğunu söylüyor. Böylesine arkası boş bir cümleyi ancak dini ve felsefeyi bilmeyen biri kurabilir. Birkaç yerde tekrarladığı bu cümle yazarın konuya hâkim olmadığını ve hadsizliğini göstermektedir. Şimdi bunları gözden geçirelim:

 

A-DİPNOTTAKİ KÜNYE EKSİKLİKLERİ

Yazar kitabını hazırlarken hangi kaynaklardan istifade ettiğini bilemiyoruz. Alıntı yaptığı kaynakları ve künyelerini dipnotta belirtmemiştir. Bu eksiklik eserin bilimselliğini bitiriyor. Yukarıda da bahsettiğimiz üzere sadece ilgili Kur’an ayetlerinin sure ve numaraları verilmiştir. Sadece beş yerde son anda girildiği anlaşılan dört kaynağın künyesi eksik olarak girilmiştir. Künyeleri vererek eksiklerini gözden geçirelim:

Sayfa 14’de  (6” 161) şeklinde ne olduğu anlaşılmayan bir künye verilmiştir

Sayfa 18 ve 32’de iki kez tekrarlanan şöyle bir künye var: Prof. Dr İbrahim CANAN, İbrahimin Mesajı.

Yazar dipnotlarda eser sahibinin akademik unvanının ve soyadının büyük harfle yazılmayacağını unutmuştur. Ayrıca künye eksik olup, kitabın basıldığı yer, yıl ve sayfa numarası verilmemiştir.

Sayfa 50’de Ahmet Aslan, İslam Tarihi ve Medeniyetinde Şanlıurfa-I, Şanlıurfa 2016

Burada verilen künye bir sempozyum kitabının ismidir. Tırnak içinde verilmesi gereken makalenin adı ve sayfa numarası verilmemiştir.

Sayfa 52’de Mehmet Doğan, Büyük Türkçe Sözlük.

Sözlükte hangi kelimenin kullanıldığı, eserin basım yeri ve yılı belirtilmemiştir.

Sayfa 103’de Bediüzzaman.

Künyede sadece Bediüzzaman ismi verilmiş olup hangi eserinin kullanıldığı belirtilmemiştir.

 

B-YAZARIN KENDİSİYLE ÇELİŞTİĞİ YERLER

Hz.İbrahim için sayfa 18’de “Ebü’l Enbiya” unvanı verilmiş, ayrıca sayfa 44’te “Ceddü’l Enbiya” da yazılmıştır. Birçok kaynakta Hz.İbrahim’in unvanı “Ceddü’l Enbiya” olarak yazılır. 

Sayfa 44’te: “Yukarıdaki bilgilerden yola çıkarsak şayet, İbrahim’in nerede, ne zaman doğduğu bizi pek enterese etmese gerek. Çünkü eğer biz böyle düşünecek olursak O’nu evrensel kalıplardan soyutlamış ve asıl realiteden uzaklaştırmış oluruz. Bu anlamda İbrahim (a.s.)’in hayat hikâyesinin hikâye tarafı pek önemli değil” şeklinde bir paragraf bulunuyor.

Yazar ikinci cümlesinde “biz böyle düşünecek olursak” diye yetersiz bir ifade kullanmış, ancak nasıl düşüneceğini açıklamamıştır.

Yine sayfa 44’te: “İslami kaynaklara göre İbrahim (a.s.) Harran’da (arkeolojik kazılarda çıkan bulgulara göre ve bazı İslam âlimlerine göre Harran’ın UR’unda yani Urfa’da), bazı âlimlere göre de Babil veya Basra’da, Tevrat ve İncil’e göre Mezopotamya’nın güneyinde bulunan Ur şehrinde dünyaya gelmiştir. Daha sonra Harran’a hicret ederek bir süre burada kalmış, getirmiş olduğu mesajı burada dünyaya ilan etmiştir. Daha sonra buradan ayrılarak Filistin’e gitmiş, Mısır ve Mekke’ye de uğramış, Mekke’de oğlu İsmail ile beraber Kabe’yi inşa etmiştir. Bu bilgiler tüm kaynakların ittifak ettikleri bilgilerdir.”

Harran’daki hangi arkeolojik kazıda çıkan bulgularda Hz.İbrahim’den bahsedilmiştir? Urfa ne zaman Harran’ın Ur’u olmuştur? Harran Uru hangi İslam âliminin kaynağında yazılıdır? Yazar Hz.İbrahim’in doğduğu şehirlerarasında Harran, Urfa, Babil ve Basra’yı verdikten sonra Tevrat’ı kaynak göstererek en sonda Ur şehrini veriyor ve en son cümlede de muğlak bir ifade kullanarak “Bu bilgiler tüm kaynakların ittifak ettikleri bilgilerdir” diyor ve sayfa 44’te “Hz.İbrahim’in nerede doğduğu bizi enterese etmese gerek” diyerek kendisiyle çelişiyor. Ayrıca tüm kaynakların hangi şehirde ittifak ettiklerini de belirtmeden geçiyor.   

 

C-YAZARIN KULLANDIĞI MUĞLÂK İFADELER

Sayfa 45’te “Peygamberler Kavimlerinin Dili İle Konuşur” şeklinde bir başlık atılmıştır.

Doğal olarak Araplara gönderilen bir peygamber toplumunun dili neyse o dille konuşacaktır. Başka bir dilde konuşması ve tebliğ etmesi düşünülemez.

Sayfa 46’da “Herkesin kendini yıldız ve gezegenlerle ifade ettiği Urfa ve Harran havalisinde…”

Herkesin nasıl bir şekilde kendisini yıldız ve gezegenlerle ifade ettiği anlaşılamamıştır.

Sayfa 80’de “Bediüzzaman’ın, ‘Urfa, İbrahim (as)’in menzillerinden bir menzildir” sözü yazılmış. Menzilin kelime manası, bir yolculukta dinlenmek için durulan, daha önce belirlenmiş olan yer anlamına gelmesine rağmen yazar bu sözü açıklarken “Bu tanımlamaya göre, İbrahim (as), Urfa’da doğmakla öne çıkmıyor, geçerken uğranılan yer olarak ta öne çıkmıyor. Ama önemli bir uğrak yeri” diyerek kendisiyle çelişiyor ve muğlâk ifadeler kullanıyor. Ayrıca sayfa 44’te “Hz.İbrahim (as)’in doğduğu yer bizi enterese etmese gerek” dediği cümlesiyle de çelişiyor. Hz.İbrahim (as)’ın doğduğu yer Güney Irak’ta Ur şehridir.

Sayfa 99’da “Bilimin Evreleri Araştırmacı İbrahim” şeklinde muğlak bir başlık verilmiştir.

Yazar sayfa 102’de Enbiya suresi 51. ayetini (Andolsun biz İbrahim’e daha önce rüştünü vermiştik. Biz onu iyi tanırdık) yazdıktan sonra şu yorumu yaparak ”Bundan sonra vardığı sonuç, onun yaşının bu yaş olduğunu göstermekle beraber, bu, İbrahim’e henüz genç yaşta iken peygamberlik verildiği veya hidayete erdirildiği, doğruluk üzerine olduğu manasına gelmektedir” şeklinde anlaşılmaz muğlak ifadeler kullanmıştır.

Sayfa 109’da kullanılmış eksik ve muğlak ifadelerden biri de şudur:

Müslümanlar, kendilerini İbrahim (as)’in olarak kabul ettiklerine göre O’nun gibi yaşamayı da göze almış demektir.”

 

D-GEREKSİZ TEKRARLAR

Sayfa 50’de dört paragraf halinde verilen En’am suresi 76-79. ayetler, sayfa 81’de ve sayfa 100’de dört paragraf halinde tekrar verilmiştir. Sayfa 81’deki dipnotta ayet sayısı yanlışlıkla 75-79 olarak verilmiştir.

 

 

 

E-TEKNİK HATALAR

Sayfa 42’de en son paragraftan sonra son satırda bir başlık verilmiş ve sonraki sayfaya geçilmiştir. Bir enter yapılarak diğer sayfaya ait olan başlık diğer sayfaya kaydırılabilirdi.

 

F-KLAVYE HATALARI

Sayfa 89’da iki yerde “Eblehe ve ordusu” şeklinde verilen kelime “Ebrehe” olacaktır. Baskı öncesi kitabın bir kontrol nüshası alınıp son okuma yapılmamıştır.

 

G-BİLGİ HATALARI

Sayfa 50’de: “Hz.İbrahim’in babası Tareh İbrani Kabilesinin en büyük reisi olarak bu emirliklerin başı olmuş ve Kaşşiler’in üst egemenliğini tanıyarak bu bölgedeki (Urfa ve civarı) İbrani kabilelerini idare etmeye başlamıştı. Bu idari görevinden dolayı Azer lakabını almıştı. Bu bilgilere göre de Hz.İbrahim’in babasının Azer ve Terah kişilerinin aynı kişi olduğunu bize göstermektedir.”

Yukarıdaki paragraf Ahmet Aslan’ın makalesinden alıntıdır. Bu makale bilimsellikten uzak bir çalışmadır ve bilgi hatalarıyla doludur. Öncelikle Tareh’in İbrani kabilesinin en büyük reisi ve emirliklerin başı olduğu hangi kaynakta yazılıdır? Urfa ve civarı hiçbir zaman İbraniler’in hâkimiyetine girmemiştir. Kaşşiler veya Kassitler M.Ö. 1680-1160 yılları arasında Mezopotamya’da krallık kurmuş bir toplumdur. Son araştırmalara göre Hz.İbrahim’in yaşadığı dönem M.Ö. 2000-1900 yılları arasında olması tahmin ediliyorken Ahmet Aslan’ın hiçbir kaynak göstermeden Hz.İbrahim’i Kaşşiler dönemine yerleştirmesi akılla izah edilemez.

Sayfa 61’de “Nemrut ve Keldaniler İbrahim (as)’ı önce hapse attılar.” Şeklinde bir paragraf geçmektedir. Keldaniler, Mezopotamya’da Yeni Babil Krallığı’nı kurmuş bir toplumdur. M.Ö. 625-539 yılları arasında hâkimiyet kurmuşlar ve Persler tarafından ortadan kaldırılmışlardır. Dolayısıyla Hz.İbrahim Keldaniler döneminde yaşamış olamaz, 14 asır önce yaşamıştır.

Sayfa 62’de “Bir mancınık yapılıp oradan İbrahim (as) ateşe atılınca ateş gül bahçesine döner.”

Bilimsel bilgiye göre mancınık M.Ö. 5. Yüzyılda Çin’de icat edilmiştir. Bu bilgiye göre Hz.İbrahim döneminde mancınık bilinmiyordu. Anlaşılan yazar efsanenin etkisinde çok kalmış. Yine aynı sayfada yazar “İbrahim (as) ateşe atılırken düştüğü yerde Aynzeliha ve Halilürrahman adında iki göl oluşur” diyerek halk arasındaki efsaneyi anlatmıştır. Kur’an ve hadisler dahil hiçbir yazılı kaynakta böyle bir şey yoktur.

Sayfa 70’te Hz.İbrahim’i kastederek “Nemrut ve halkından ayrılır. Yanında eşi Sare, kardeşinin oğlu Lut ve kendisine inanan birkaç kişiyle beraber hicret eder. İbrahim’in ilk uğrak yeri Harran’dır. Harran’da birkaç yıl kalmıştır. Bugün Harran’da Makam-ı İbrahim (as) denilen bir yer mevcuttur.”

Yazar bu paragrafında Hz.İbrahim’in nereden göç ettiğini belirtmemiştir. Harran’da günümüzde bulunduğunu yazdığı “Makam-ı İbrahim” şehrin neresindedir? Bu bilginin kaynağı da verilmemiştir. Kaynaklara göre bu makamın Ortaçağda var olduğunu biliyoruz.

Yazar aynı sayfada “İbrahim (as) Urfa ve Harran’dan ayrıldıktan sonra ailesi ve yanındakilerle beraber Mısır’a gider” diyerek bilgi karmaşıklığı yapmıştır. Öncelikle Hz.İbrahim Harran’da iken ikinci göçünü Filistin’e yapıyor. O yıllarda Urfa’nın adı ve durumu belirsizdir. Belki de önemsiz bir şehirdir. Filistin’e yerleşen Hz.İbrahim ve ailesi orada bir süre kaldıktan sonra –muhtemelen kıtlıktan dolayı- Mısır’a gidiyorlar. Yazar burada direkt Harran’dan Mısır’a gider diyerek bilgi eksikliğini göstermiştir.

Sayfa 79’da “İbrahim (as)’in Şehirleri” başlığı altında, paragraf şu şekilde son bulur: “Hakkı batıldan ayırmak üzere risalet mücadelesine ilkin Urfa’dan başlamıştır.”

Sayfa 44’te “Hz.İbrahim’in nerede doğduğu bizi enterese etmese gerek” diyen yazar, kendisiyle çelişerek onun mücadelesini Urfa’dan başlatıyor. Daha önce yazdığımız gibi o yıllarda Urfa’nın adı ve durumu belirsizdir.

Sayfa 82’de şöyle bir ilginç paragraf bulunuyor: “…Urfa o dönemlerde Harran’a bağlı büyük bir yerleşme merkezi olup, Kral Nemrud’un da hüküm sürdüğü yerdir. Sabiilerde olduğu gibi Urfa halkı da gök cisimlerinden etkilenmiş ve Nemrud da bundan faydalanarak kendini güneşin oğlu olarak tanıtmıştır. Halkı da bu şekilde inandırmıştır.”

Bu paragrafla ilgili olarak şu sorulara cevap istiyoruz: Urfa hangi dönemlerde Harran’a bağlı kalmış ve bu konuda kaynak var mıdır? Yazarın “o dönemlerde” diye belirttiği dönemler hangi dönemlerdir? Bölgede kimler yaşıyordu veya bölge kimlerin hâkimiyeti altında idi? Dipnotlar verilmediği için bu soruların cevaplarını da bilemiyoruz. Kral Nemrut kimdir? Ne zaman yaşamıştır? Urfa’da yaşadığına dair kaynak var mıdır? Urfa halkının gök cisimlerinden etkilendiği ve taptığına dair bir kaynak gösterilebilir mi? Yazarın sonda bahsettiği “Güneşin oğlu” ne manaya geliyor?

Sayfa 83’te Harran Ovası’nın tarım açısından verimli bir yer olduğundan bahseden yazar, insanlığın Ortadoğu’dan çıktığını düşünecek olursak Hz. Adem’in bir süre burada yaşadığı gerçeğini anlayabiliriz diyerek cümlesini bitiriyor. Son bilimsel araştırmalara göre M.Ö. 10.000’lerde Harran’ın bataklık bir alan olduğunu biliyoruz. Hz.Adem’in ilk insan olması hasebiyle bu tarihlerden çok daha önce yaşamış olması gerekecektir. Bataklık olan bir yerde tarım yapılamayacağına göre bu bilginin dayanağı da efsanedir.

Sayfa 84’te yazarın şu cümlesini görüyoruz: “İbrahim (as)’in kardeşi veya amcası Haran’ın oğlu olan Lut (as) Harran’da dünyaya gelmiş ve bir süre burada yaşamıştır.

Hz.İbrahim ile ilgili kitap hazırlayan birinin, Lut’un Hz.İbrahim’in yeğeni mi veya amcası oğlu mu olduğunu bilmemesi kabul edilemez. Lut, Hz.İbrahim’in kardeşi Harran’ın oğlu idi. İkinci bir husus Tevrat’a göre Hz.Lut da Ur şehrinde doğmuş ve daha sonra Hz.İbrahim’in ailesi içinde Harran’a göç etmiştir.

Aynı sayfada ikinci paragrafta “İbrahim (as), Urfa’dan Hicret ettikten sonra, bir süre Harran’da ikamet etti” deniyor. Daha önce de yazdığımız gibi, yazar yine bu paragrafta kendisiyle çelişiyor. Bunun dışında bu dönemde Urfa’nın ismini ve durumunu bilemiyoruz. Üçüncü bir husus olarak Hz.İbrahim ailesiyle Ur’dan Harran’a göç etmiştir Urfa’ya değil. Urfa-Harran arasındaki mesafe (50 km) bile bu iddiayı çürütmeye yeter.   

Yazar sayfa 88’de “Dünyanın ilk kurulan şehridir Mekke” diye bir cümle kullanmış. Yaptığım bir araştırmada dünyanın ilk kurulan şehirleri arasında Mekke şehrini bulamadım.

 

H-BİBLİYOGRAFİK KÜNYE HATALARI

Sayfa 111’de Referanslar başlığı altında 15 kitap künyesi verilmiştir. Baskı öncesi son anda girildiği anlaşılan künyelerin durumu adeta faciadır. Hatalı ve eksik künyeleri sırayla gözden geçirelim:

(Ahmet Aslan Yrd. Doç. Dr. İslam Tarihi ve Medeniyetinde Urfa Sempozyumu, Şanlıurfa 2016)

Yukarıda verilen künye sempozyum kitabına aittir. A.Aslan’ın bu kitap içindeki bildirisinin künyesi yazılmamıştır.

(Buhari, Sahih-i Buhari, Çeviri: Ahmed Naim, Ankara 1984)

Yukarıdaki künyede cilt numarası verilmemiştir.

(Halil Altuntaş Doç. Dr., Muzaffer Şahin Dr. Kur’an-ı Kerim Tefsiri, Ankara 2007.)

Yukarıdaki künyede yazılmaması gereken akademik unvanlar yazılmıştır. Ayrıca kitabın adı “Kur’an-ı Kerim Tefsiri” değil, “Kur’an-ı Kerim Meali”dir.

(İbrahim Canan Prof. Dr. İbrahim’in Mesajı. İstanbul 1988.)

Yukarıdaki künyede yine akademik unvan yazılmıştır.

(MEB Yayını, İslam Ansiklopedisi, İstanbul 19)

Yukarıdaki künyede adı geçen ansiklopedinin hangi cildinin kullanıldığı belirtilmemiştir. Ayrıca basım yerinin yanındaki rakam da eksik yazılmıştır.

(İsmail Karagöz Doç. Dr., Mehmet Keskin, Halil Altuntaş, Doç. Dr. Ankara. 2009)

Yukarıdaki künyede yine akademik unvanlarıyla birlikte yazarların ismi verilmiş olup kaynağın ismi verilmemiştir.

(Seyyid Kutup, Fizilal’il Kur’an. Çeviri: Bekir Karlığa, Emin Saraç, İ.H.Şengüler, İstanbul 1979.)

Yukarıdaki künyede eserin kaçıncı cildinin kullanıldığı bilinmemektedir.

(Ömer Lekesiz, Sevgili’nin Evi. İstanbul 1987.)

Yukarıdaki künyede kaynağın adı eksik yazılmış olup doğrusu şöyledir: “Sevgilinin Evi. Ev-Kabe Simgeciliği Üzerine Bir Çözümleme”

Sonuç olarak, “İbrahim (as)’in Yolu” adlı kitabın bilimsel bir kaygı güdülerek yazılmadığı, birçok hata, eksik ve çelişkileriyle popüler ve folklorik bir çalışma olduğu anlaşılmıştır. Kitabın içerik olarak gerek Hz.İbrahim ile ilgili literatüre ve gerekse bölgemizin kültür tarihine herhangi bir katkısı söz konusu olamaz. Yeni bilgi, fikir ve öneri içermekten yoksundur. İçerdiği konular daha çok sanal ortamda kolay ulaşılabilecek bilgilerdir. Yazarın belli bir tarih disiplinine sahip olmadığı, bilimsel araştırma-yazma bilgi ve becerisinden de yoksun olduğu anlaşılmıştır.

İfade ve anlatım tarzı göz önünde bulundurularak, kitabın bazı yerlerinin başka biri tarafından edite edildiği az bir kısmının ise yazar tarafından yazıldığı ve yazarın yazdığı kısımların sorunlu yerler olduğu kanaatine varılmıştır.

Aslında üzerinde bu eleştiriyi yapmanın dahi bir zaman kaybı olduğunu düşündüğüm “İbrahim’in Yolu” kitabını, Eyyubiye Belediyesi’nin yayınlaması ise ayrı bir fecaattir.  Kitabın jeneriğinde altı kişilik yayın kurulunun bulunduğu bu kitabı basarak Urfa kültürüne ne kazandırmışlardır? Yukarıda örnekleriyle belirttiğimiz gibi bilgi kirliliğinden başka bir şey olmayan bu eserin yayınlanması belediyenin bütçe kaybından başka bir şey değildir. Belediyelerimiz basacakları kitabı hatır gönül çerçevesinde değil, gerçekten kalite ve derinliği gözeterek yayınlamalıdırlar. Ayrıca yazarın üzerinde kalem oynattığı alanın hâkimi olup olmadığına bakmalıdırlar. Urfa tarihi ve İbrahim Peygamber gibi alanında derinlik isteyen bir konuyu kaleme alacak kişinin bu konudaki çalışmalarına bakılmaz mı?

Tespitlerden biri de kitabın yayın kurulunca gözden geçirilmediği konusudur. Gözden geçirilseydi eksik ve hatalarla dolu bu kitabın yayınlanması söz konusu olmazdı.

 


Yasal Uyarı: Yayınlanan haberin tüm hakları URFAHIZMET.COM'a aittir. Kaynak gösterilse dahi haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.

Ayrıntılar için lütfen tıklayın

 Yorum Yapın
 
anasayfam yap
 




URFAHIZMET.COM © Tüm hakları saklıdır. Site içeriği izinsiz kopyalanamaz. Haberlere ve köşe yazılarına yapılan yorumların sorumluluğu yorum yapanlara aittir.
 
 
 
15.12.2018 22:25
Cumartesi
 
 
 
Kullanıcı: Şifre:
 Beni Hatırla      Şifremi Unuttum