• Gündem
  • Spor
  • Siyaset
  • Ekonomi
  • Magazin
  • Aktüel
  • Yaşam
  • Asayiş
  • Video
  • İlçeler
  • 3.Sayfa
  • Medya
  • Sağlık
  • Eğitim
  • Kültür-Sanat
  • Turizm-Tarih
  • Borsa
  • Teknoloji
  • Resmi İlanlar
  • Seri İlanlar
  • Sosyal İlanlar
  • Urfa Rehberi
  • Oteller
  • Restoranlar
  • Kültürel Etkinlikler
  • Sinema
  • Tiyatro
  • Konserler
  • Sergiler
  • Nöbetçi Eczaneler
  • Linkler






 
  
ÖMER AYAYDIN  -  KÖŞELİ JETON
Pavlov ve Şartlı Refleks öğretisi ile Günümüz Türkiyesi
        

Rus Fizyolog Pavlov, tezlerinden yola çıkarak yaptığı deneyde köpeklerine yemek vermeden önce bir zil çalıp yemeği verirmiş. Bunu bir çok kez tekrarlayınca köpekler yemek öncesinde bir zil çalınacağı öğretisini kabul edip hayat felsefesi haline getirmişlerdir. Pavlov bu deneyde köpekleri yemeğe şartlandırmayı hedeflemiş ve zil çalındığı sırada yemeği görmeden köpeklerin salyalarının aktığını görünce başarılı olduğunu anlamıştır. Bu mottoya Şartlı Refleks adı verilmektedir.

Köpekler doğası gereği bir uyarıcı aracılığı ile zaten doğasında yer alan yemeği görmüş gibi davranmaya başlamışlardır.

Aynı öğretiyi unutturmak için zil çalıp yemek vermezseniz bir süre sonra bu da bir refleks haline gelecek ve köpekler bu uyarıcıyı unutacaktır. Eğer devamlılığını sağlar arada bir yemek vermeye devam ederseniz şartlı refleksi pekiştirmiş olursunuz ve köpekler bu öğretiyle yaşamaya devam eder.

 Hiçbir köpek hiçbir hayvan ya da hiçbir canlı dünyaya böyle bir öğretiyle gelmez. Sonradan öğretilebilen bu refleks insanların sınıflandırmasında etkin rol oynamış ve günümüzde din eksenli gruplaşmalar dahası aynı din içerisinde mezhepsel ayrılıklar biraz daha temelde aynı ailedeki bireyler bu reflekslere sonradan sahip olurlar.

Yani dünyaya Müslüman olarak gelmediğimiz için yaşarken Müslüman olmamız zamanla benzer öğretilerle şartlandırılıp bir reflekse dönüşür ve sürdürülerek pekiştirilir. Bu öğretiler de eğer pekiştirilmez ise zamanla söner ve unutulur.

 Hikayeye göre bir gün, Pavlov’un laboratuvarını sel basar ve köpeklerin bir kısmı suda boğularak ölür. Kurtulan köpekler de bunu bir travma gibi günlerce korku ile üzerlerinde taşılar psikolojik bir çöküntü yaşarlar. Sel basmasından birkaç gün sonra laboratuvara gelen Pavlov köpeklerine çok üzülür ve yemek vermek için köpeklerini zil sesi ile toplamak ister. Zil defalarca çalmasına rağmen köpekler tepki vermemiştir. Bunu, teoride tasarlanmadığı için Pavlov şu sonuca varır; Ağır travmalar Şartlı Refleksleri ortadan kaldırmaktadır. Gözlemlerden sonra köpeklerin en doğal durumuna geri döndüğü anlamıştır. Yani aynı refleksleri tekrar oluşturmak için aynı yönergeleri tekrar uygulamak zorunda olduğunu anlamıştır.

Ülkemizde her zaman ifade edilen bazı söylemler insanlarda bir refleks oluşturmaktadır. Türkiye’de son 20 yıldır darbe girişimlerinin yaşanması, darbe söylemlerinin artması hatta darbe girişiminden sonra bile bir darbe daha olabilir söylentileri toplumda bir toplumsal refleks oluşturmuştur. Periyodik aralıklarla “Terörle mücadelede yeni dönem” , “Falan ülkeyle terörle mücadelede iş birliği” gibi ifadeler bize dikte edilir ancak terörle mücadele her zaman aynı eksende ilerler. O falan ülkeler yine terörle mücadelede iş birliği olmaz ve bu savaş hep böyle devam eder. Arada bir farklı söylemler kullanılarak öğretiler şekil değiştirir ama toplumda oluşturulan şartlı refleks pekiştirilerek devam eder. Aynı durum diğer politikalarda da görülebilir.

 Siyonizm gibi Emperyalist devlet yapılarının dünyanın yeniden dizayn edildiği bu tarihlerde toplum psikolojisine yöneten bilimi çok iyi kullanarak bizim gibi toplumlarda algı projeleri yürütüyorlar.

 Oluşturulan refleksin akabinde temel güvenlik duygusunda bir zaafiyet hisseden toplum yapısı meydana gelir ve hep bir endişeyle geleceğe güvenle bakmamız engellenir. Yani ne zaman yemek yiyeceğimiz onların ellerindeki zile bağlıdır.

 Ancak toplum psikolojilerine algı operasyonları yapılırken bazı toplumların gen yapıları ve DNA ‘larında bulunan bilgilerin pas geçildiği anlaşılmaktadır. Bu sebeple operasyonların Pavlov’un laboratuvarındaki sel felaketi olayı gibi toplumu doğal yapısına dönebileceği hesaplanmamıştır.

Tıpkı 15 Temmuz 2016 darbe girişimi gibi. Her kim ya da kimler hangi zihniyetle bu korkunç planı yapmış bilinmez ama varılan sonuç yıllardır toplumuzda oluşan şartlı Refleksi ortadan kaldırmış bir travma olarak tarihe geçmiştir.

 Pavlov’un hikayesinde olduğu gibi, ağır travmalar bizim de Şartlı Refleksimizi unutturup milli duygularımız ile ön plana çıkmamızı ve milletin tıpkı Çanakkale zaferi ya da Kurtuluş savaşındaki gibi tek yürek olmamızı sağlıyor.

 Osmanlı Devletinin son günlerindeki tabloyu kafanızda canlandırmaya çalışın. Doğuda Ermeniler içeri girmiş, güneyde Fransızlar, batıda Yunanlar, kuzeyde Rumlar orta Anadolu’da İngilizler hakimiyet sağlamış Filistin ve Suriye cepheleri çökmüş, Osmanlı teslim olmuş ordular teslim edilmiş. İstanbul’da yeni bir hükümet kurulmuş hatta İstanbul’dan Samsun’a gitmek için subaylardan (Atatürk’ten dahil) İngiliz pasaportu çıkartmaları istenmiş. Yani ülkenin her bir toprağı bölüşülmüş ve artık emperyalist ülkeler kazanmıştır(!)Mondros Anlaşmasının 7. Maddesini bozmamız için Samsun ve Trabzon’da Türk halkına saldıran Pontosçu Rumlar’ın yaptığı sinsi planını duyan Atatürk’ün “Ya İstiklal Ya Ölüm!” parolasıyla düşman saldırılarının halk tarafından protesto edilmesini istemesiyle Kurtuluş Savaşı başlatılmıştır. Bu bir travmanın hemen sonrasında yaşanan toplumsal özüne dönmesi eyleminin ilk hareketidir. Toplum yaşadığı travmayı üzerinden tıp doğasına dönmüş bu protestolar müthiş birliktelik oluşturmuş ve zaferle sonuçlanmıştır. Bu vesileyle il kurşunu sıkan Osman Nevres (Hasan Tahsin) 15 Temmuzda ilk kurşunu sıkan Ömer Halisdemir ile aynı DNA ‘nın bir parçası olduğunu kanıtlayabilir.

 İlk kurlun ve onun felsefesinin anlaşılması için https://tr.wikipedia.org/wiki/Hasan_Tahsin linkini okumanızı tavsiye eder bu ülke milletine operasyon çekmek isteyen bütün düşmanlara anlatılması gerektiğini düşünüyorum.

 Konu bayrak, millet ve hürriyet olduğunda neler olabileceğini bir kez daha pekiştirdiğimizi gören düşmanlar Atatürk’ün bu sözünü de iyice analiz etmelidirler.

 “Korku üzerine hâkimiyet bina edilemez. Toplara istinad eden hâkimiyet pâyidar olmaz. Böyle bir hâkimiyet ve diktatörlük ancak ihtilâl zuhurunda muvakkat bir zaman için lâzım olur.” Mart 1930

 Tam da bu noktada özgürlüğün en güzel tanımlarından birini yeri gelmişken paylaşmak isterim.

 Senin yumruk atma özgürlüğün, benim burnumun başladığı yerde biter.

 Konu milletin özgürlüğü olunca Hakimiyeti de millet üstlenir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan haberin tüm hakları URFAHIZMET.COM'a aittir. Kaynak gösterilse dahi haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.

Ayrıntılar için lütfen tıklayın

 Yorum Yapın
yavuz aydın
26.09.2016 14:36:45
Keşfedilmemiş Yiy Yazar. Tebrikler..
 
anasayfam yap
 




URFAHIZMET.COM © Tüm hakları saklıdır. Site içeriği izinsiz kopyalanamaz. Haberlere ve köşe yazılarına yapılan yorumların sorumluluğu yorum yapanlara aittir.
 
 
 
19.08.2018 07:27
Pazar
 
 
 
Kullanıcı: Şifre:
 Beni Hatırla      Şifremi Unuttum